Bayramınız mübarek olsun

 

 

 

08.08.2013 Zürich

 

 

 

Değerli kardeşlerim muhterem cemaatımız bu gün bayram, hem sevincliyiz hem de hüzünlü bir cok bayramlarda olduğu gibi bu bayramımız da öyle geciyor .

 

 

 

Ramazan ın sıcak yaz aylarına gelmesi hasebiyle nisbeten uzun da olsa elhamdulillah güzel bir mübarek ay gecirmiş olduk. Değerli Avni şahin hocamızın da ramazan boyunca aramızda olması ve doyurucu sohbetleri ile bizlere eski ramazanları hatırlatarak ibadetlerimizden daha ayrı bir tat almamızı sağlamıştır, Allah kendisinden razı olsun.

 

 

 

Muhterem cemaatımız Ramazan ayı boyunca camimizde bir iki gün dışında devamlı iftar verildi hanım kardeşlerimiz de gerek iftarlara gerekse de teravihnamzlarına katılarak bu ayın feyzinden ve bereketinden istifade etme imkanı bulmuşlardır.

 

 

 

Dünyada gerek mahiyeti gerekse de insanların ilgisi bakımında islam ve müslümanlar hep gündemdedir müsbet veya menfi.müslümanlar üzerine giydirilen deli gömleğini çıkarmak için uğraştıkca şer güçlerde şeytanın avaneleri içde ve dışta boş durmuyorlar durmadan engel çıkarıp fitne tohumu ekmekteler .

 

 

 

Arap baharı diye adlandırılan gelişmeler müslümanların lehine gibi bir istikamet alır gibi olunca kendi kıriterlerini unutan batı ve islam ülkeleri diye bildiğimiz piyonlarıda alenen yanlarına alarak müslümanların kutsal saydığı aylarda bile katliam yapmaktan geri durmadılar.

 

 

 

Belki bu gelişmeler dünyadaki gidişatın, insanların, yönetimlerin, ve müslüman görünenlerin ne olduklarını ortaya çıkarıyor ama çok da pahalıya mal oluyor çünkü ödenen bedel maalesef müslümanların kanı.

 

 

 

Şunu iyi bilelim ki batının ayakta kalması için elinde tek dal islam düşmanlığı kalmıştır, bu olmazsa kendininde yaşama amacı elinden gidecektir.batı silah satmak düşman gördüğü müslümanları kendine kafa tutmayacak bir şekilde birbiriyle uğraşarak zayıf bir durumda batını güdümünden çıkmadan piyon olarak kalmalarıdır.

 

 

 

Gerek suriyede gerekse de mısırdaki ve diğer islam ülkelerindeki mücadele devam edecek o şanlı direnişi devam ettiren kardeşlerimize selam olsun, onlar ellerine silah almadan dik durarak katliama uğrasalarda metanetlerini bozmadan mücadele vermekteler dua larımız onlarla Allah yardımcıları olsun firaunlar kaybetmeye mahkumdur, biz musanın tam tarafı olalım yater.

 

 

 

Wassalam

 

 

 

Yasar Özdemir

 

İsra ve Miracı Anarken

Receb ayının yirmi altısını yirmi yedisine bağlayan gece isra ve mirac gecesi olarak anılıyor. O yüzden bu hafta Cuma hutbelerinin konusu isra ve mirac gecesiydi. Ben de bu vesileyle isra ve mirac gecesi öncesinde konuyla ilgili bazı hususlara temas etmekte yarar görüyorum.

Tarihte yaşanmış önemli olayların yıl dönümleri münasebetiyle anılması, konuşulması ve taşıdığı mesajın hatırlanıp kazandırdığı bilincin yenilenmesi faydalıdır. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatıyla ilgili bazı önemli hadiselerin yıl dönümlerinde anılıp konuşulması çok daha öncelikli ve önemlidir. İsra ve mirac ise belki onun hayatında vahye muhatap olmasından sonra en önemli olaydır. Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’de zikri geçen özel konum ve anlama sahip bir hadisedir.

Ancak bu hadiselerin yıl dönümü kutlamalarının dindeki ibadetlere ilave edilmesi anlamına gelen geleneklerin, bu gecelere özel ibadet türleri geliştirilmesinin Kur’an ve sünnette dayanağı yoktur. İbadetlerde ise her zaman Kur’an ve sünnetteki deliller esas alınır. Bu konuda daha önce “iyiliğe teşvik için dine ilave yapılabilir mi?” başlığıyla, konu hakkındaki şer’î delilleri ve ilim adamlarımızın açıklamalarını derleyen bir araştırma dosyası hazırlamıştım. Kişisel web sitemizde mevcut olan bu dosyamızda konuya dair ayrıntılı bilgilere ulaşılması mümkündür.

Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da isra ve miracın yıl dönümü münasebetiyle okunan Cuma hutbelerinde Mescidi Aksa’nın içinde bulunduğu durumdan söz edilmesinin tamamen ihmal edilmesi dikkat çekiciydi. Benim gittiğim camide okunan hutbe öyleydi. O camide de hocaefendinin hutbeyi Diyanet adına dağıtılan metinden okuması, resmî hutbe metinlerinde Mescidi Aksa’nın yine gündem dışı olduğu, ihmal edildiği kanaati uyandırdı. Belki bazı camilerde imam efendiler kendi karar ve çabalarıyla bu konuda cemaati bilgilendirmeye çalışmış olabilirler.

Oysa Mescidi Aksa konusunda toplumun bilinçlendirilmesi ve duyarlılığının artırılması çabalarında en önde giden kurumun Diyanet İşleri Başkanlığı olması gerekir. Türkiye’de resmi din politikasının kırılgan noktalarına dokunmamaya özenle dikkat etmelerini “reel politik” açıdan bir gerekçeye dayandırdıklarını kabul etsek de, Filistin’de siyonist işgalciler tarafından sürekli tehdit edilen Mescidi Aksa’ya sahip çıkma konusunda bu derece çekingen davranmalarına hiç anlam veremiyorum. Üstelik Hz. Peygamber (s.a.s.)’in çok özel yolculuğunda uğradığı bu mekânın adı o yolculuğun yıl dönümü münasebetiyle okunan hutbelerde sadece hadiseden söz eden âyeti kerimede ve mealinde zikrediliyor. Başka hiçbir yerde geçmiyor.

Bu caminin bugün siyonist işgalciler tarafından yahudi mabedine dönüştürülmesi yahut yahudilerle paylaştırılması için son derece tehlikeli adımlar atılması karşısında Müslümanların duyarlı hale getirilmesi çabalarının birinci mekânı camiler olmalı. İsra ve mirac olayının yıl dönümü münasebetiyle camilerde bu amaçla bir bilgilendirme ve bilinçlendirme kampanyası yürütülmesi gerekmez mi?

Mescidi Aksa’nın tevhit mücadelesinde ve peygamberlerin insanlara tevhit bilincini kazandırma çabalarında özel yeri vardır. Dolayısıyla orası bütün ümmetin birlikte sahip çıkması gereken bir emanettir. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de isra olayından söz ederken Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Mescidi Aksa’ya getirilmesinin amacı “kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için” diye izah edilir. Bu âyetlerle kastedilen de orada geçmiş peygamberlerden kalan izler ve işaretlerdir.

İşgalci siyonistlerin bugün bu camiyi tevhidî kimliğinden uzaklaştırarak hurafelere dayalı uygulamaların icra edileceği mekân haline getirme girişimlerine Müslümanların birlikte karşı çıkacağı mesajının verilmesi için bu yıl isra ve miracın yıl dönümünü idrak edeceğimiz günleri aynı zamanda Mescidi Aksa günleri olarak değerlendirmemiz gerekir. Böyle bir kampanyanın geniş bir kitle üzerinde etkili olması ve bu kitlenin siyonist tehdide karşı duyarlı hale getirilmesi de ancak camilerde yürütülmesiyle mümkün olabilir. Buna da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın öncülük etmesi gerekir.

Bu konudaki ihmallerin artık görülmesini, eksiklerin giderilmesini ve mirac gecesinde Mescidi Aksa’ya sahip çıkılması için atak yapılmasını bekliyoruz.