30 Mayıs 2013 Perşembe 00:01

.

BİZE imanlı gençlik lazım… Türkiyeyi imanlı gençler yükseltecektir… Eyvallah ama imanın yanına başka şeyler de ilave etmek gerekir. Tek başına imanla yücelme olmaz.

İmana neler eklenecektir?

Kur’an iman edenler ve salih ameller işleyenler diyor.

İmana dosdoğru kılınan beş vakit namaz eklenmelidir.

Beş vakit namazların farzları cemaatle kılınmalıdır.

Namazlar ihlasla kılınmalıdır.

İmanlı gençler ilmihallerini öğrenmeli ve ezberlemelidir.

İmanlı gençler, hizmet ve faaliyetlerin en önemli ve temel aleti olan yazılı, edebî, zengin Türkçeyi iyi bilmelidir.

İmanlı ama 1928’den önce yazılmış, basılmış Türkçe kitapları, atalarının mezar taşlarını okuyamıyor. Okusa bile manasını anlayamıyor. Çok eksiktir o…

İmanlı gençlik aynı zamanda yüksek ahlak ve karaktere sahip olmalıdır.

İmanlı gençliğin güçlü ve derin bir sanat kültürü olmalıdır.

İmanlı ama cami yaptırıyor, mimarlık bakımından bir facia… Ne büyük noksanlık!..

İmanlı gençlik biatli ve itaatli olmalıdır. Kime?.. Müslümanların İmamına, Emîrine, Halife-i Rûy-i Zemine….

İmanlı gençlik ilim, irfan, hikmet, fazilet yüklü olmalıdır.

İmanlı gençliğin faziletlerini, üstünlüklerini düşmanları bile takdir, teslim ve kabul etmelidir.

İmanlı ama onda Ümmet şuuru yok, hizip ve cemaat asabiyeti, militanlığı ve holiganlığı var. Vah vah…

İmanlı gençlik idealist ve muhlis=ihlaslı olmalıdır. Para, makam mevki, riyaset, dünya kemikleri ve leşleri için çalışmamalıdır.

İmanlı gençlik yeryüzünde Allahın Şahidi olmalıdır.

İmanlı gençlik Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya efendimizin has ordusu olmalıdır.

Salahaddin Eyyubînin yolundan giden imanlı gençlik…

İmamı Şamilin yolundan giden imanlı gençlik…

İlim, irfan, hikmet, adalet, mürüvvet, fütüvvet, şecaat, iffet heykeli imanlı gençler…

Elleri değil, ayakları öpülesi gönül yiğitleri…

Âmirine bi’l-mâruf ve nâhine ‘ani’l-münker imanlı gençler…

Nefs-i emmârelerini dizginlemiş gençler…

Büyüklerine hürmet, küçüklerine merhamet eden gençler…

İnşaallah cennetlik gençler…

Şımarıklıktan, farfaradan, zevzeklikten, her türlü aşırılıktan, ciddiyetsizlikten, hoppalık ve züppelikten uzak gençler…

Büyüklerini erbab haline getirmeyen gençler…

Fakr ile zengin gençler…

Ben demeyen gençler…

İmanlı gençler… Namazlı gençler… Cemaatli gençler… Alim, fazıl, kamil, bilge, işe yarar, nefsiyle büyük cihad yapan gençler…

Böyle gençler yetişmesi için İslam mektepleri açanları, paralel ve alternatif eğitim sistemi kuranları tebrik ediyorum. Onlar sadece Türkiyeye değil, sadece İslam dünyasına değil, bütün insanlığa ve kürre-i arza büyük hizmet etmektedir. Sa’yleri meşkûr olsun.

M. Emin Parlaktürk 

parlakturk@yahoo.com                                                                         22.12.2012 

 

Yönetici İlkeleri

 

"Yöneticiliğin kitabı yoktur" derler ama, yine de "iyi bir yönetici nasıl olur?"

sorusuna ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır.

Bir önceki yazımızda, eski bir valinin kaymakamlık kursunda verdiği bir derste;

"iyi bir kaymakam olmanın olmazsa olmaz üç şartı" olarak saydığı özellikler,

bazı okuyucularımızın dikkatini çekmiş.

Ne devlete ne halka ne de mesleğe hiç katkısı olmayan bu gayr-ı ahlaki özelliklere

mukabil, yöneticilerde bulunması gereken özelliklerin ne olduğunu bizim

saymamızı isteyenler oldu. Bu yazımızda da, onların taleplerini yerine getirelim

istedik.

Kamuda, resmi ve özel sektörde görev yapan yöneticilerde hangi özellikler

bulunmalı, birkaç maddede sıralamaya çalışalım.

Bu sıralayacağımız özellikler sadece kaymakamlar için değil, tüm resmi, idari, mülki,

askeri erkan için geçerli olduğu gibi, özel sektörde görev yapan yöneticiler için de

geçerlidir.

1-Yönetici ahlaklı olmalı: İş ve meslek ahlakına bağlı, evrensel ve fıtri ahlak ilkelerine

ve vicdani muhasebeye sahip olmalıdır.

2-Esnek uzman olmalı: Günümüz dünyasında sadece bir konuda uzman olmak

yetmiyor, hayatı ve dünyayı ilgilendiren diğer konularda da yeterli bilgi sahibi olmalı

ve bilgisini geliştirip zenginleştirmelidir.

3-Küresel, evrensel olmalı: Gelişen dünyada kendi kabuğuna çekilmek, yenilgiyi

kabul etmektir. Yönetici, birden fazla dil bilmeli, ufku geniş ve farklı düşüncelere açık

olmalıdır. Bilgi ve hikmeti yitik malı gibi görmeli, nerede bulursa ondan yararlanmaya

çalışmalıdır.

4-Vizyon sahibi olmalı: Bulduğu gibi yönetmek, sıradan yöneticiliktir. Vizyoner yönetici;

yenilikçi, üretken ve etkilidir. Bir günü diğerine eşit olmayan atılımlarla organizasyon-

larını geleceğe göre düzenler.

5-Akıllı ve sağduyulu olmalı: Yönetici; dayatmacı değil, uyumlu ve uzlaşmacıdır. Aklını;

çalışmak, verimlilik, güvenilirlik ve istekli olmaya dayanan sağduyu ile destekler.

Daima olumlu ve iyi niyetlidir.

6-Bilgisayar ve teknolojiye aşina olmalı: Enformasyon teknolojisini bilmeyen, internet

dünyasından ve sosyal medyadan habersiz bir yönetici, eskilerin okur-yazar olmayanı

gibidir. Çevresine karşı kör ve sağır kalır, problemlere çözüm üretemez.

7-Ekip lideri ve takım oyuncusu olmalı: Başarıda ekip çalışması şarttır. Herkes, bu ekibin

 oyuncusu olduğunu bilmeli, ortak akla hizmet etmeli, ama lider/yönetici; hem takım

oyuncusu hem de yönetici kaptan olarak görev yapmalıdır.

8-Girişimci olmalı: Yönetici daima yön veren, yönlendiren, işleri başlatan kişidir. Pasif,

ürkek ve korkak değil, aktif, cesur ve ataktır.

9-İnsan ilişkileri iyi olmalı: Yönetici; hangi işi yaparsa yapsın, her zaman insanlara

muhataptır. Bu sebeple insanlarla ilişkileri hep iyi, sürekli ve istikrarlıdır.

Kısaca özetlediğimiz bu özelliklere, insan kişiliğini ve bilgisini geliştiren, devleti

ilerletip yücelten ve halkın maddi/manevi refahını yükselten daha başka maddeler

de eklenebilir.

Ancak bunların içine, CHP zihniyetli emekli Vali'nin dediği gibi; ne "pik enpas'ı

tutturmak", ne "elinden rakı kadehini düşürmemek", ne de "iyi zamparalık yapmak",

bir özellik olarak sayılabilir! Aksine, bu üç özellikle ancak şahsiyetler sefalete,

devletler felakete, halklar da cehalete sürüklenirler! Bunun dışında bir sonuç ortaya

çıkmaz!

Allah'a hamdolsun ki, bu zihniyetin iz ve tesirleri yavaş yavaş silinmekte, yerini

yukarıda sayılan özelliklere sahip bir nesil almaktadır.

Ülkemiz, bu yeni neslin omuzlarında yükselecek ve inşallah bu nesille büyük Türkiye

yeniden inşa edilecektir.

twitter.com/parlakturk
facebook.com/vaktulemin

 


İslam Şeriatı
Mehmet Şevket Eygi
25 Nisan 2013 Perşembe 01:00
İSLAM dininin bir Şeriatı vardır. Bu Şeriat Kur’andan, Sünnetten, icmâ-i ümmetten çıkartılmış hükümlerdir. Şeriat kutsaldır. Ben Müslümanım ama Şeriatı istemiyorum demek saçmalıktır, çelişkidir.
Namaz, oruç, zekat, hac hükümleri Şeriattır.
İslamın muamelatla ilgili hükümleri Şeriattır.
Ukubat ile ilgili hükümlerdi Şeriattır.
Ahkam-ı sultaniye ile ilgili hükümleri Şeriattır.
Nikah, talak, arazi, miras hükümleri vardır Şeriatta.
Bendeniz bir mümin, bir Müslim, bir muvahhid olarak elbette Şeriat taraftarıyım.
Mecelle-i Ahkam-ı Adliye, Şeriattan çıkartılmış bir kanundur.
Ülkemizde artık din, inanç, düşünce hürriyeti var.
Yasal faaliyet gösteren bir Türkiye Komünist Partisi var.
Komünistler hür olacak ama çoğunluktaki Sünnî Müslümanlar hür olmayacak, olur mu böyle eşitsizlik…
Bugün yeryüzünde üç çeşit hukuk sistemi vardır. (1) Kara Avrupası hukuk sistemi… (2) İngiliz hukuk sistemi… (3) İslam hukuk sistemi…
Bu memleketin yakın tarihinde çoğunluğun temel insan hakları ayaklar altına alınmıştır.
On binden fazla cami, mescid, tekke, medrese, taş mektep ve sair vakıf binası yok edilmiş, satılmış, kiraya verilmiş, amacından başka işlerde kullanılmıştır.
Üsküdar Bülbül Deresindeki Dönmeler mezarlığına ilişilmemiştir ama binlerce tarihî İslam mezarlığı ve haziresi düzlenmiş veya büyük ölçüde tahrip edilmiştir.
Medreseler ve tekkeler kapatılmış, Ezan-ı Muhammedî okumak yasaklanmış, okuyanlara cani muamelesi yapılmış, en tabiî ve mâsum dinî hizmet ve faaliyetler suç sayılıp failleri ağır ceza mahkemelerinde yargılanmış, zindanlara atılmış, sürgünlere gönderilmiştir.
Artık o kara günler geride kalmıştır ama şirret egemen azınlıkların baskıları ve tehditleri devam etmektedir.
Lafı eveleyip gevelemeden söyleyeceğim… Sünnî Müslüman çoğunluk en az Marksistlere verilen kadar hürriyet istemektedir.
Haksız yere kapatılmış olan İslam Medreseleri tekrar açılmalıdır.
Tasavvuf tekkeleri tekrar açılmalıdır.
Müslümanların başlarına ehliyetli ve liyakatli bir İmam seçmelerine ve bu zata biat ve itaat etmelerine izin verilmelidir.
Şeriata bağlı olmak, Şeriat istemek suç sayılmamalı, tercihlerini Şeriattan yana koyan vatandaşlar tehdit edilmemelidir.
Bendeniz bir Müslüman olarak en büyük alçaklığın din sömürüsü olduğunu açıkça ve defalarca yazmışımdır ama din istismarı yapılabilir diye çoğunluğun en temel, en tabiî haklarının kısıtla
nmasını, ayaklar altına alınmasını asla kabul edemem.

Ehl-i Sünnet Müslümanlarının Dikkatine

 

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

 

 

Bu yazı Ehl-i Sünnet Müslümanlarına hitap ediyor. Ehl-i Sünnetten olmayanlar okumasınlar, okurlarsa, muhatap kendileri olmadığı için yersiz ve aşırı tepki göstermesinler, bilgi edinsinler.

 

1. Hiçbir Ehl-i Sünnet aliminin, fakihinin, ziyalısının, herhangi bir mensubunun kendi re’yiyle, kendi hevası ile, kendi kafasından din hakkında konuşmaya, ahkam kesmeye hakkı yoktur.

 

2. Ehl-i Sünnetin muteber, güvenilir, temel akaid, fıkıh, ahlak kitaplarında ne yazıyorsa esas olan onlardır.

 

3. Ehl-i Sünnet camiası içinde usule, temellere, esasa ait ihtilaf yoktur. İhtilaf=çeşitlilik teferruatta=ayrıntılardadır, bu da geniş bir rahmet ve zenginliktir.

 

4. Ehl- Sünnetin zaruriyat-ı diniye olarak gördüğü ve kabul ettiği değerleri ve hükümleri inkar edenler dinden çıkar.

 

5. Ehl-i Sünnette din ve dünya, dünyevî ve ruhanî ayırımı yoktur.

 

6. Ehl-i Sünnet İslamlığında cihad fi sebilllah vardır.

 

7. Ehl-i Sünnet camiası içinde muttefakun aleyh konu ve hükümlere itiraz edilemez ve bunlara aykırı görüş serd edilemez.

 

8. Teferruata ait muhtelefün fih konularda da tartışma yapılamaz, herkes kendi mezhebine göre amel eder. Hanefîlerde kan abdesti bozar, Şâfiîlerde bozmaz.

 

9. Cahillerin din, iman, Kur’an, fıkıh konusunda tartışmaları yasaktır.

 

10. Müteşabihat, Allahı noksan sıfatlardan tenzih ederek aynen kabul edilir, tartışılmaz.

 

11. Alet ilimlerini ve ‘âli ilimleri okuyup icazet almamış olan, müfessirlik şartlarına sahip bulunmayan kimseler tefsir kitabı, Kur’an tercümesi ve meali yazamaz. Böyle işlere cür’et ve cesaret ederlerse İslam devleti ve İmam-ı Kebir onlara mani olur.

 

12. Halk imanını, dinini, fıkhını doğrudan doğruya Kur’andan öğrenecek ilme sahip olmadığı için; içindeki bilgi ve hükümler Kur’andan ve Sünnetten çıkartılmış olan ilmihal, ahlak, nasihat, irşad kitaplarından öğrenir.

 

13. Cahillerin, sapıkların, münafıkların, kötü niyetlilerin, reformcuların, İslamı tağyir ve tahrif etmek isteyenlerin Kur’anı alet ve istismar etmelerine izin verilmemelidir.

 

14. Usûl-i fıkıh kuralı: Mukallid Müslüman nass ile fukaha sözü arasında bir uyumsuzluk görürlerse hangisine tâbi olurlar? Cevap: Fukahaya tabi olurlar. Niçin? Çünkü cahil mukallidin uyumsuzluk gibi gördüğü şey onun bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Nasih mensuh olabilir, tahsis olabilir…

 

15. Men fessere’l-Kur’ane bi re’yihi fekad kefer=Kur’anı kendi re’yiyle yorumlayan küfre düşe(bili)r buyrulmuştur.

 

16. Ehl-i Sünnet ötekiler gibi herhangi bir mezhep, fırka, hizip değil; İslamın doğru yorumudur.

 

17. Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür.

 

18. Fıkıh mezheplerinin kolaylıklarını cem’ etmek dini oyuncak etmektir.

 

19. Bid’at mezheplerinin doğruları vardır ama onlar Ehl-i Sünnete aykırı bütün hüküm ve yorumlarda, bir tekr istisna olmamak şartıyla hata etmişler, doğru yoldan ayrılmışlardır.

 

20. Şeriata ve dinin zahirine aykırı olmamak şartıyla tasavvuf ve tarikat haktır.

 

21. Kurtulmak için ille de tarikat şart değildir. Doğru ilmihaldeki ve doğru ahlak kitabındaki bilgilere inanan ve bunları hayata geçiren Müslüman kurtulur.

 

22. Ehl-i Sünnet mezhebi Sevad-ı Âzamdır…. Ana caddedir…

 

23. Şaki tabiatlılara ilim öğretmek dine ihanet ve hıyanet etmektir.

 

24. Din, iman, Kur’an hizmetleri para kazanmaya, zengin olmaya alet edilemez.

 

25. Ehl-i Sünnet ulema ve fukahası İslam medreselerinde yetişir.

 

26. Tabakat-i fukahanın en alt derecesi olan müftülük icazetine sahip olmayanlar fetva veremez.

 

27. Bu devirde, mutlak müctehid derecesinde fakih yoktur, bu yüzden ictihad kapısı kapalı olmamakla birlikte ictihad yapılamaz.

 

28. Farz-ı muhal, ictihad derecesine yükselmiş bir zat mevcut olsa, o zat yeni bir mezhep tesis etmez, dört mezhepten birine tabi olur. Nitekim, İmamı Gazalî’nin hocası İmamü’l-Haremeyn el-Cüveynî hazretleri müctehid derecesine yükselmiş, lakin mezhep kurmamış, İmamı Şâfiî hazretlerini taklid etmiştir.

 

29. İlim tahsil etmemiş cahil bir Müslümanın önüne bütün tefsirleri ve hadis külliyatlarını koyun, feraiz ilmini tahsil edip icazet almamış olduğu için basit bir miras taksimini yapamaz.

 

30. Abdest almak, namaz kılmak Kur’an tefsirlerinden öğrenilmez, ilmihal ve fıkıh kitaplarından öğrenilir.

 

31. Herkes İslamı bizzat kendisi doğrudan doğruya Kur’andan öğrensin sözü hayata uygulanamaz.

 

32. İslam Protestanlığı karmaşası Ehl-i Sünnetin zıddıdır.

 

33. İslam tarihinin aykırı, şazz şahsiyetleri din önderi olamaz; onların, Cumhur- Ulemaya ters düşen aşırı görüş ve kanaatleri kabul edilmez.

 

34. 1400 yıldan beri Ramazanlarda Gece Namazı=Teravih kılınmaktadır. İslamda teravih yoktur diyenlere kulak verilmez, onlar ciddiye alınmaz. Çünkü bu konuda icma vardır, manevî tevatür vardır.

 

***

 

* (İkinci yazı)

 

Uyurgezerler

 

SELANİK Dönmeleri Müslüman kılığına girdiler, aramıza sızdılar.

 

Kürt Yahudileri Müslüman postuna büründüler ve içimize girdiler.

 

Kırımçaklar… Karaylar… Tat Yahudileri… Türkiyeye göç etmiş Meşhed Yahudileri… Kafkasya Yahudileri… Bunlar asıl kimliklerini gizlediler, Müslüman göründüler.

 

Ya Pakraduniler?.. Asıl kimlikleri Yahudilik, onun üzerinde Ermenilik postu, en üstlerinde de iğreti Müslümanlık …

 

Siz onun asıl isminin Artin Agopyan olduğunu biliyor musunuz? O nasıl bir Kürt liderdir ki, Kürtçe bilmez?

 

Soru:

 

Yahu nereden çıkardın bunları sen, aklın mı karıştı yoksa?..

 

Cevap: İnterneti açsana, yukarıda saydığım kelimelerle bilgi ve belge arasana, aydınlansana, ayakta uyumasana…

 

Komplo teorisi üretmiyorum, Filan veya Falan Kripto Yahudi, Kripto Ermeni demiyorum. Anonim yazıyorum.

 

Yirminci asrın ilk yarısında doğu Akdeniz bölgesinde iki Yahudi devletini herhalde Türkler, Kürtler, Çerkezler, Arnavutlar, diğer Müslümanlar kurmadılar.

 

En büyük tehlike nedir biliyor musun? Bu Kriptolar islamî hareketin içine sızar ve kendi işlerine hesaplarına gelecek şekilde dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim yaparlar ve laik light ılımlı bir İslam türetirlerse bitiktir işimiz.

 

Bana “Su-i zan etme, hüsn-i zan et be adam!” diyenler yatakta mı uyuyor, ayakta mı?

 

Elbette özel hayatta su-i zan ve tecessüs edilmez ama siyasette, istihbaratta, kriminolojide bütün zanların ve ihtimallerin üzerinde durulur, araştırılır.

 

1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir bid’at… Hadîsleri AB norm ve standartlarına göre ayıklama işi… Nereden çıktı bu? Sakın altından Çapanoğlu çıkmasın?

 

Türkiyede Ehl-i Sünneti silip yerine ABD’nin, AB’nin, İsrailin, Siyonizmin, Haçlıların istediği sulandırılmış, Şeriatsız, fıkıhsız, cihadsız bir İslam türetmek isteyenlerin arkasında gizli güçler var mı yok mu?

 

Bendenizin yatakta uyurken bazen uykum kaçıyor, ayağa kalkıp bunları düşünüyorum. Bazı uyurgezerler ise uyanıkken bile bu ihtimalleri düşünmüyor, iddia edilirse kabul etmiyor.

 

Bir gün uyanacaklar ama çok geç kalmış olacaklar, iş işten geçmiş olacak.