Herzlich Willkommen auf www.i-stiftung.ch


Allah C.C. nasib ederse 11 Eylül 2016 pazar günü 9 zil-hıcce 1437 Arefe günüdür. 12 Eylül 2016 pazartesi 10 zil-hıcce 1437 Kurban bayramı birinci günüdür.
Allah teâlâ islâm âlemine mubarek kılsın.
 Âmiin.


TEŞRİQ GÜNLERİ, TEŞRİQ TEKBİRLERİ ve QURBAN

QURBAN: Hâli vakti yerinde olan hür mükim mükellef müslümana vacib,

mâli bir ıbâdettir.

Koyun, keçi bierer kişi için Qurban olurken,

Sığır, Manda ve deve birden yedi kişiye kadar qurban olabilir,

bu durumda hepsinin kurban kesme niyetinde olması şarttır.

 

TEŞRİQ TEKBİRLERİ:

Arefe günü sabah namazında başlayıp, bayramın dördüncü günü ikindi

namazına kadar 23 vakit her farz namazın peşinde birer kere; 

Allâhü ekber, Allâhü ekber, lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber

Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd, demekdir. Kadın erkek muqim misafir herkes söyler.


Bilirim

 

1. BENDENİZ itikatta Mâturidîyim. Ehl-i Sünnetin itikatta iki imamı vardır. İmam Eş’arînin ekolü de haktır.
 2. İtikatta Ebu Hanife hazretleri de imamımdır.
 3. İslamı hayata uygulamada, fıkıh konusunda mezhebim Hanefîliktir. Diğer üç mezhebi de hak bilirim.
 4. Sahih bir itikada sahip, Şeriata, İslamın zâhir hükümlerine bağlı olmaları şartıyla bütün tasavvuf tarikatlarını hak bilirim, onlara muhabbet ederim, hiçbirini dışlamam. 
 5. Bir Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanı olarak İslam hükümlerinin dört kaynağı olduğunu bilirim: Kur’an. Sünnet, icmâ, kıyas.
 6. Sünneti tamamen veya kısmen inkar edenleri sapık ve bozuk bilirim.
 7. Meşrebleri ne kadar farklı ve değişik olursa olsun, Ehl-i Sünnet dairesi içindeki bütün ehl-i Tevhid ve ehl-i Kıble mü’minleri kardeş bilirim. 
 8. Sünnî bir Müslüman olarak, ilmi ve icazeti olmayan cahillerin Kur’anı kendi re’y ve hevaları ile yorumlayıp ondan hüküm çıkartmalarına karşıyım.
 9. Resulullah Efendimizi (Salat ve selam olsun ona) biz mü’minler için en güzel örnek, model, rehber, mürşid bilirim.
 10. Akılsız kimsenin mükellef olmadığını, Müslüman olabilmek için akıllı olmak gerektiğini, aklı eğitmek, geliştirmek, güçlü hale getirmek icab ettiğini bilirim ama aklı dinin kaynağı olarak görmem.
 11. Ehl-i Sünnet dışı bütün fırkaların, tartışmalı konularda Ehl-i Sünnete aykırı bütün inançlarının, görüşlerinin bâtıl olduğunu bilirim.
 12. Ehl-i Sünnetin “Setefterikû…” hadîsinde bildirilen Fırka-i Nâciye olduğunu bilirim.
 13. Haricîlerin, Mutezilenin, Râfizîlerin, Mücessimenin, müşebbihenin, Vehhabîliğin, Fazlurrahmancılığın, light ve ılımlı İslamcılığın, Kemalist İslamcılığın, Feminist İslamcılığın ve diğer bütün dalalet ve bid’at fırkalarının bâtıl olduğunu bilirim.
 14. Fırka-i Nâciye ile dalâlet fırkalarının eşit olmadığını bilirim.
 15. Kur’anda birleşmek için Ehl-i sünnet ve Cemaat dairesi içinde bulunmak gerektiğini çok iyi bilirim.
 16. Zaruriyat-ı diniyenin birini bile inkar ve red edenlerin küfre düştüklerini bilirim.
 17. Resulullahtan sonra eski Şeriatların hükümlerinin kaldırılmış olduğunu, zamanımızda tek hak dinin ve şeriatın İslam olduğunu aynelyakin bilirim.
 18. Ümmet birliğine inanırım ve onu isterim.
 19. İslamcılıklar Protestanlığı tefrikasına karşıyım.
 20. Ümmetin başında âlim, fakih, müctehid, âdil, râşid, muktedir, siyasetten anlayan, muhlis, muslih, muttaqi, sâlih, bilge, âbid, dirayetli, kiyasetli, firasetli, Resulullahın vekili ve varisi muhterem bir zatın bulunması ve mü’minlerin ona biat ve itaat etmesi gerektiğini bilirim.
 21. Dinî, islamî konularda hizip ve fırka taassubuna, holiganlığına, militanlığına karşıyım.
 22. Müslümanım ama İslamcı değilim.
 23. Ümmet işlerinin ehil, uzman, güvenilir kimselerle istişare edilerek (onlara danışılarak, görüş ve fikirleri alınarak) görülmesinin gerektiğini iyi bilirim.
 24. Allaha isyan konusunda yaratıklara itaat edilmeyeceğini iyi bilirim.
 25. Helalleri haram, haramları helal bilmenin küfür olduğunu bilirim.
 26. Beş vakit namazı dosdoğru kılmak farzdır, namazı terk ve ihmal etmenin küfre kadar götüren büyük bir günah olduğunu bilirim. 
 27. İhlassız ibadetlerin ve hayırların makbul olmadığını bilirim. Bir amelin sâlih olması için ihlasla yapılması gerekir.
 28. Kur’an’da kesin şekilde bildirilen hadleri kabul etmeyenlerin, bu devirde bunların hükümleri geçerli değildir diyenlerin dinden çıktıklarını bilirim.
 29. İslam Şeriatinin ahkâmının Kıyamet’e kadar yürürlükte olduğunu, başka yeni bir Şeriat gelmeyeceğini bilirim.
 30. Râsih, muttaqi, icâzetli, ihlaslı, sâlih din alimlerinin, fakihlerin, kâmil mürşidlerin; ülü’l-emr olduklarını ve Müslüman halkın İslamı onlardan öğrenmesi, onları dinlemesi, onlara itaat etmesi gerektiğini bilirim.
21.08.2016

M. Şevket Eygi

'ALLAH LAFZININ ANAYASADA YER ALMASI GEREKİYOR'
 
Dünyada gelişmiş ve gelişmekte olan bazı ülkenin anayasalarının başlangıç kısımlarında, kendi inançlarını ifade eden; Allah, Tanrı, Yaradan gibi kelime ve ibareler yer aldığına vurgu yapan Kahraman, buna örnek olarak da Almanya, İngiltere, İsviçre, Norveç, Danimarka, Filipinler, Kolombiya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Madagaskar, Moritanya, İngiltere, ABD, Avusturya ve Fransa’yı gösterdi. 
 
"BU ÜLKELERDE SEÇİLENLER KUTSAL KİTAP ÜZERİNE YEMİN EDER"
 
jtskl_1423808144_1717.jpgBunların yanında İsrail ve Yunanistan gibi tümüyle din ve mezhebi esas alan anayasaların da olduğunu dile getiren Kahraman bu ülkelerde seçilenlerin inandığı kutsal kitap üzerine yemin etiklerini de hatırlattı. 
 
KAHRAMAN: GÜÇLÜ LİDER YERİNE GÜÇLÜ BAŞKAN
 
Yeni Anayasa çalışmaları ve başkanlık sistemi üzerine Haber7'nin sorularını cevaplayan Birlik Vakfı Genel Başkanı ve eski Kültür Bakanı İsmail Kahraman, güçlü liderler siyaseti bıraktığında sıkıntı olmaması için başkanlık sisteminin şart olduğunu söyledi. Kahraman’a göre parlamenter sistemdeki ‘güçlü lider’in yerine başkanlık sisteminde ‘güçlü’ başkan geliyor. 
 
'AK PARTİ DERSLER ÇIKARDI'
 
Kahraman, 1982 Anayasası askere ve Kenan Evren’e göre hazırlandığı için başkanlığa göre dizayn edildi. Aslında 1982 Anayasası ‘başkanlık anayasası’dır. Bunun adının konulması lazım. Çünkü açık bir şekilde şu ifade vardır: Devletin başı Cumhurbaşkanıdır. AK Parti, bu yasama yılında gerçekleştirilen Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda yapılan çalışmalardan sonra ders aldı. AK Parti, yeni anayasa için dört partinin uzlaşmasının ne kadar zor olduğunu tecrübe etti, dedi. 
 
"TÜRKİYE'NİN ASIL DERDİ YENİ ANAYASA DEĞİL"
 
Türkiye’nin asıl derdinin yeni anayasadan daha öte, kendine ait bir hukuk sisteminin olmayışı olduğunun altını çizen eski bakan Kahraman sözlerini şöyle sürdürdü: 
 
KAHRAMAN: DOĞUM VE ÖLÜMDE İSLAM HUKUKU VAR
 
“Kulağına ezan okunarak İslam hukukuna göre doğuyorsun, büyüyorsun İsviçre Medeni Kanunu’na göre muamele görüyorsun, suç işliyorsun İtalyan kanunlarına göre ceza alıyorsun, ticareti Alman ticaret kanununa göre yapıyorsun, Fransız idare sistemine göre idare ediliyorsun ve ölüyorsun yine İslam hukukuna göre musalla taşına konup, defnediliyorsun. Sadece doğum ve ölüm esnasında kendimize ait bir hukuk var. Adil bir Türkiye için hukuk sisteminin baştan dizayn ederek, kendimize ait, genlerimize uygun bir anayasanın yapılması gerekiyor.“
 
KAHRAMAN: 82 ANAYASASI'NI YOLU BOZUKLAR YAPTI
 
1982 Anayasası’nın gerici ve yobaz bir anayasa olduğunu, çağın gerisinde kaldığını ifade eden Kahraman, son anayasayı yapanlara ‘yolu bozuklar’ yakıştırması yapmayı da ihmal etmedi. 
 
"BAŞKANLIK SİSTEMİNDE MİLLETVEKİLİ HALKIN MİLLETVEKİLİDİR"
 
Kahraman’a göre muhalefetin başkanlık sistemiyle ilgili olarak dile getirdiği eleştiriler sistemin devreye girmesinden sonra boşa çıkacak ve başkanlık sisteminde Meclis daha da güçlenecek. Yine Kahraman’a göre Meclis’te yer alan milletvekili partinin milletvekili değil, partinin fikrini benimseyen halkın milletvekilidir. 
 
Hazırladıkları anayasa teklif metninde Türkiye’nin şartlarını da göz önünde bulunduran bir başkanlık sistemi dizayn ettiklerini savunan Kahraman’a göre Başkanlık Sistemi’nde; 
 
-Yasama ile devlet başkanı arasında denge kurulmuştur. Böylelikle devlet başkanının Meclis’i devre dışı bırakacak yetkisi olmadığı gibi Meclis’in de devlet başkanını etkisiz kılacak yetkisi yoktur.
 
-Her iki kurum da birbirine muhtaçtır. Dolayısıyla sistemin kimilerinin iddia ettiği gibi diktatörlüğe dönüşmesi söz konusu değildir.
 
-Bu konuda örnek olarak gösterilen Güney Amerika ülkeleri başkanlık sisteminin temel ilkelerini değiştirdikleri için başarılı olamamışlardır. Mesela başkana kanun hazırlama ve meclisi dağıtmak gibi yetkiler verilerek denge sarsılmıştır ve sistemden uzaklaşılmıştır.
 
-Önerdiğimiz başkanlık sisteminde yürütmeden tek başına devlet başkanı sorumludur. Devlet başkanı beş yıllığına halk tarafından doğrudan seçilir ve beş yıl boyunca vatana ihanet suçlaması dışında düşürülemez. 
 
-Devlet Başkanı, Meclis'in yaptığı kanunları uygulamak ve onayladığı bütçeyi tatbik etmekle görevlidir.
-Devlet başkanı, bakanlar ve bürokratlar meclis çalışmalarına katılamazlar. Devlet başkanı kanun teklif edemez, meclisi feshedemez.
 
-Bakanların ve yüksek düzeyli bürokratların atamasını ve uluslararası antlaşmaları devlet başkanı yapar. Ancak bu atamalar ve antlaşmaların yürürlüğe girmesi Meclis'in onayına bağlıdır.
 
KUVVETLER AYRILIĞI PRENSİBİ
 
Kahraman, başkanlık sisteminin en önemli özelliği kuvvetler ayrılığının tam olarak gerçekleşmesi olduğuna dikkat çekerken, bu sistemde; yürütme, yasama ve yargının da kendi alanında güçlülüğünden bahsetti ve ekledi: “Bu sistemde ne yürütme yasamaya müdahale edebilir ne de yasama yürütmeye.”

Mecburî Osmanlıca Dersleri Şarttır Zarurîdir.

1. MİLLÎ eğitim=Maarif Şûrasının, liselerde Osmanlıcanın mecburî ders olarak okutulması kararını sevinçle karşıladım.

2. Osmanlıcanın Arap yazısı olduğu için bize yabancı olduğu, Latin yazısının Türk yazısı olduğu iddiaları temelsizdir, gülünçtür.

3. Bugünkü yazı millî Türk yazısı değildir, adı üstünde Latin yazısıdır. Medeniyetimize, kültürümüze, yapımıza, dilimize tamamen yabancı bir yazıdır.

4. Tarih boyunca çeşitli millî Türk yazıları olmuştur.

5. İslam-Kur’an yazısı bin yıldan fazla kullanıldığı, ona emek verildiği, benimsendiği için bizim olmuş, millîleşmiştir.

6. Terazinin bir kefesine onların Arap, bizim İslam-Kur’an yazısı dediğimiz alfabeyi, öbür kefesine Latin yazısının koyarsak, bizim millî ve islamî yazımız; hem sanat ve estetik, hem devamlılık, hem Türkçenin çeşitli ağızlarını koruma ve yaşatma, hem de öğrenenlerin, okuyup yazanların beyinlerini geliştirmek açısından ağır basar.

7. Bin yıldan fazla kullanılmış millî yazımız devamlılığı, Latin yazısı ârıza ve kopukluğu temsil etmektedir.

8. Yakın tarihimizde yapılmış alfabe devrimi ve devlet terörü ile lisanı zorla arılaştırma hareketi millî eğitimimizi, kültürümüzü çökertmiş, bizi geri bırakmıştır.

9. Ülkemizde maalesef vahim ve dehşetli bir dil-kırım ve kültür kırım yapılmıştır.

10. Alfabe ve dil devrimleri insan haklarına aykırıdır.

11. Böyle çok önemli konuların, referandum yapılarak halk ve aydınlara sorulması gerekmez miydi?

12. Zengin, edebî, yazılı lisanımızdaki Arapça ve Farsça kökenleri atmak son derece zararlı ve yıkıcı olmuştur. Fransızcadan Latin kökenli kelimeler atılırsa geriye ne kalır?

13. Bugünkü Almancada en azından 30 bin yabancı kelime bulunmaktadır.

14. Japonyanın millî yazısı son derece zor bir yazıdır ama onlar bu zor yazıyla ilimde, irfanda, eğitimde, üniversitelerde, edebiyatta, teknikte harikalar meydana getirmiştir.

15. Çinin yazısı kadar zor bir yazı var mı? Onlar da harika bir gelişme içindedir.

16. Kolay bir yazı kullanan toplumların zekaları tembelleşir ve körleşir, zor alfabeler ile okuyup yazanların zekaları gelişir, kıvraklaşır.

17. Bir lisanın okunduğu gibi yazılması ve yazıldığı gibi okunması bir kolaylık ve ilerleme değil, tam aksine, gerileme, zihin durgunluğu sebebidir.

18. Türkiyenin, Ortadoğunun Japonyası olamamasının sebeplerinden biri de, faşist rejim terörüyle lisan ve yazıda yapılan kopukluklar, ideolojik manipülasyonlar ve zorlamalardır.

19. İki türlü dil, iki Türkçe vardır: Birincisi, üç beş yüz kelimelik şifahî (sözlü) günlük konuşma ve iletişim dili. Bir de yazılı, zengin, derin, edebî Türkçe vardır. İşte asıl Türkçe budur. Türkiye ancak bu zengin Türkçe ile maarifte (millî eğitimde), ilimlerde, sanatlarda, fenlerde ilerleyebilir, güçlenebilir, Japonya Çin ve Almanya ile yarışabilir.

20. Alfabe değişikliğinin, dilin arılaştırılmasının asıl sebebi; Türkiyede İslamı yıkmak, halkı dezislamize etmek, bu büsbütün yapılamazsa kültürü, eğitimi dejenere etmektir.

21. On üç dil bilen Yahudi profesör Avram (Abraham) Galanti bile, “Arabî Harfleri Terakkimize Mâni Değildir” (Bedir Yayınevi) başlıklı bir kitap yazarak alfabe ve dil devrimine karşı çıkmıştır.

22. İslam-Kur’an yazısının Türkçeye uymadığı iddiası ilmî bir iddia olmayıp ideolojik bir safsata ve demagojidir. Kazanlı Türkiyat âlimi Âlimcan Şerif beyin 1926’ta Baku Türkiyat Kongresinde okuduğu “Harflerimizin Müdafaası” adlı bilimsel kitap (Bedir Yayınevi), Arap Alfabesinin Türkçeye daha uygun olduğunu ilmen isbat etmektedir. Bu yüzden Stalin onu on sene zindanda yaşatmıştır.

23. Bizdeki arı duru Türkçe devrimi hakkında mutlaka okunması gereken kitaplardan biri Geoffrey Lewis’in “Turkish Language Reform/A catastrophic Success” adlı kitabıdır. Türkçeye çevrilmiştir. (Trajik Başarı/Türk Dil Reformu)

24. Latin harfleri ve dil devrimi millî eğitimimizi, kültürümüzü, sanatımızı, beynimizin yarı küresinden birini çok geriletmiş, iflas noktasına getirmiştir.

25. İngiliz aydınları Shakespeare’i, Alman aydınları Goethe ve Schiller’i, Fransız aydınları Moliere ve Cor neille’i, İspanyol aydınları Cervantes’i, İran aydınları Hâfız’ı okuyabiliyor da Türkiye aydınları niçin en büyük klasik şâir ve edibimiz olan Fuzulîyi okuyamıyorlar, anlayamıyorlar? Bu cahillik ilerlemek midir, muasır medeniyet seviyesine fırlamak mıdır, yoksa gerilemek midir?

26. Halk Türkçesini savunma perdesi altında zengin edebî Osmanlıyı kötülemek pek bayağı bir popülizmdir.

27. Zengin Türkçede beş yüz binin üzerinde kelime ve tâbir bulunmaktadır. İdeolojik vesayet eğitimiyle bunları dışlamak zihin körelmesine sebep olur. İngilizcedeki idiomlar ve yabancı kökenli kelimeler atılsa, İngilizce arı duru, sade hale getirilse iyi mi olur, kötü mü? Dünyada bir değil, birçok Türkçe vardır ve bunlar için en uygun müşterek alfabe İslam Kur’an alfabesidir. Türk dünyasının birleşmesi ve İslam alemine entegre edilmesi ancak bu yazıyla sağlanır.

28. Bundan yüz yıl önce Bahçesarayda, Kazan’da, Orenburgta yayınlanan Türkçe kitaplar, gazeteler, dergiler İstanbulda; İstanbulda yayınlananlar oralarda okunup anlaşılabiliyordu ama bugün okunup anlaşılamıyor. Çünkü Stalinist ve Kemalist rejimler yazı ve lisan üzerinde büyük zorlamalar yapmıştır.
29. Liselerde mecburî Osmanlıca dersleri okutulmasının hiçbir zararı (Evet tekrar ediyorum hiçbir zararı) yoktur, aksine çok faydası vardır.

30. Bu konudaki itirazlar, yaygaralar, muhalefet; ilme, irfana dayanmamaktadır, ideolojiktir, egemen azınlıkların sesidir, islamofobidir.

31. Yazı ve lisan konusundaki tahribat giderilebilir mi? Bu konuda bir şey söylemeyeceğim ama en azından Osmanlıca öğretilmelidir diyeceğim.

32. Zengin lisansız büyük ve güçlü devlet olmaz.

33. Zengin lisansız güçlü ve sağlıklı toplum olmaz.

34. Lisan ve yazımızdaki kopukluk kültümüzün, millî eğitimimizin belini kırmıştır.

35. Tarihî, kültürel, sosyal ârızaların tâmir edilerek; yazı, lisan ve kültür devamlılığına dönülmesi şarttır, zarurettir.

36. Bin yıllık yazımızı, dilimizi öğrenmekte hiçbir sakınca ve zarar yoktur.

37. Bazı azınlıkların, Kriptoların, vesayetçilerin bu konuda daha anlayışlı olmalarını bekliyoruz. Bu anlayış ve toleransı gösterebilecekler mi?

38. Yahudiler kendileri için İbranî yazısını doğru buluyorlar da biz Müslümanlar için İslam ve Kur’an yazısına niçin karşı çıkıyorlar?

39. Ermeniler kendi lisanlarını Ermeni yazısıyla yazıyorlar da, bazıları biz Müslümanlara buna benzer bir hakkı niçin çok görüyorlar?

40. Kütüphanemde, 1953’te Baku’da basılmış iki kitap var. Biri, Fuzulînin Leyla ve Mecnun’u, diğeri Sabir’in Hophopname’si… İkisi de İslam-Kur’an yazısıyla… Demek ki, Sovyetler Birliği ve Stalin rejimi bile, İslam-Kur’an yazısı konusunda bizdeki yobaz ve zalim vesayet rejimi kadar insafsız olmamış, bazı edebî Türkçe metinlerin bu yazıyla yayınlanmasına izin vermiş.

41. Günümüzde Türk dünyasında en fazla Kiril ve Latin yazısı kullanılıyor. Doğu Türkistan’da ve İran Azerbaycan’ında ise Kur’an yazısı geçerlidir. Türkçe konuşan kavim ve toplumların, yazı konusunda birleşebilmeleri için İslam-Kur’an alfabesine dönmeleri şarttır.



Kanton Uri de piknik manzaraları


                                                                   23 Austos 2014


Bayramınız mübarek olsun.

 

Değerli kardeşlerim elhamdulillah bir bayrama daha kavuşmak üzereyiz.

Nerdeyse tüm islam aleminde akan kan mübarek ayda bile artarak devam etti .

Müslümanlara mübarek ayda bile saldıran bu vahşi kafirleri rabbim kahru pirişan eder inşaallah.

 

Bizler birlik olmadığımız sürece ve islam ülkelerindeki batının bu kardeşlerimizin başına diktiği bu diktatörleri def etmediğimiz sürece göz yaşı ve kan durmayacak.

Binlerce şehit veren ve ülkeleri tarumar olan gazzeli kardeşlerimize Allahtan rahmet yaralılara şifa geride kalanlara da sabır dilerim.

 

Bu kahraman her türlü övgüye layık filistinli kardeşlerimizinde bayramını ayrıca teprik eder iki cihanda saadetler dilerim.

 

Bu katliama çok cılızda olsa yasak savma kabilinden kınama ve eleştiri olsa da

sayın başbakanımız RECEP TAYYİB ERDOĞAN dan başka kimse net tavır koyarak gerek işgalci ve katil devleti gereksede ona destek verenleri açık ve net bir biçimde eleştirmemiş, ve tüm dünyayı bu olaydan haberdar edip bir çözüm bulması için de dışişleri bakanımız sayın davutoğlunu görevlendirmiştir.

 

Allahım yardımcıları olsun.

 

Değerli kardeşlerim tabiki bu olaylar yaşanırken ülkemizi de rahat bırakmıyor dış gücler, içimizdeki uzantıları ile bu gibi çıkışları durdurmak ve tekrar kendi eksenine oturtarak suya sabuna dokunmayan bir türkiye özlemekteler,

 

Dini bir cemaat olarak bilinen aslında birilerinin planlarını icra etmek için son zamanlarda her türlü gayri meşru işe soyunan bu paralelciler de bu ramazanda işi çığırından çıkararak ülkemizi ve güvenliğini dış mihraklara gammazlayarak sonunda gerçek yüzünü gösterdi.

Allah ıslah eylesin.

 

Değerli kardeşdeşlerim ramazan boyunca camimizde

Her gün iftar verildi,mukabele okundu,gazze için yardım topladık,ihtiyaçı olanlar için zekat ve fitre topladık yaşanan olaylar bizleri bir hayli üzsede hayat devam ediyor dolu dolu bir ramazan geçirdik .

 

Bu vesile ile tüm islam aleminin değerli cemaatımızın ve üyelerimizin mübarek bayramını teprik eder sağlık,sıhhät,huzur ve afiyetler dilerim.

 

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.

 

ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN.

 

Vassalam

 

Yaşar Özdemir


Efendimizin Kadir Gecesi için tavsiye ettiği dua

'Bin aydan daha hayırlı gece' olarak nitelendirilen Kadir Gecesi'nde Peygamber Efendimiz şu duayı okumayı tavsiye ediyor.

 

Ramazan Ayının son günlerini yaşarken heyecanla beklenen günlerden birtanesi de Kadir Gecesidir. Bin aydan daha hayırlı olan, günahların af edildiği insanların isteklerinin yerine geldiği Mübarek Ramazan Bayramı’nın yaklaşıldığını müjdeleyen O Mübarek geceyi müslümanlar, dualarla, ibadetlerle geçirilecek.

 

KUR\'AN-I KERİM KADİR GECESİNDE İNMEYE BAŞLADI

Ramazan ayının 27. gecesi "Kadir Gecesi"dir. İnsanlara dünyada ve ahirette mutlu olmanın yollarını gösteren dinimizin kutsal kitabı Kur\'an-ı Kerim Peygamberimize Ramazan ayı içinde Kadir Gecesi'nde inmeye başlamış, Hz. Muhammed (s.a.s.)'e peygamberlik görevi bu gecede verilmiş ve İslâm güneşi bu gecede doğmuştur.

 

KADİR GECESİ, BİN AYDAN DAHA HAYIRLI İşte bu önemli olaylar Kadir Gecesi'ne büyük bir şeref vermiş, üstün bir değer kazandırmıştır. Kadir gecesinin bin aydan daha haylırlı olduğu Kur\'an-ı Kerim'de açıkça bildirilmiştir.

 

BU GECEDE İBADET ETMENİN ÖNEMİ Peygamberimiz de bu gecenin fazileti hakkında şöyle buyurmuştur: «Kim ki, faziletine inanarak ve mükâfatını Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesini ibadetle geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.» (63)

 

NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ? Kadir Gecesi mü'minlere Allah Teâlanın büyük bir lütfu ve sonsuz rahmetinin eseridir. Bu gece en iyi şekilde değerlendirilmeli. Bu mübarek geceyi, Allah rızası için namaz kılarak, Kur'an okuyarak, Peygamberimize salât ve selâm okuyarak, günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek, dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek ve yapacağımız yardımlarla yoksulları sevindirerek değerlendirmeliyiz.

 

EFENDİMİZİN TAVSİYE ETTİĞİ DUA Hz. Aişe bir gün Peygamberimize: –«Ya Rasûlellah: Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?» diye sordu. Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Allah'ım, şüphesiz sen affedicisin, ikram sahibisin, affetmeyi seversin, beni affet." (Tirmizi, Daavat, 12) Peygamber efendimizin öğrettiği bu duayı, Kadir Gecesinde çokca okumak gerekir.

 

KADİR SURESİNDE BAHSEDİLİYOR Kadir gecesinden Mekke devrinde nazil olan ve Kur’an-ı Kerim’in doksan yedinci suresi olan beş ayetlik Kadir Suresi’nde bahsedilir. Bu surede Kur”an”ın indirildiği kadir gecesinden bahsedildiği için bu sureye Kadir Suresi denmiştir. Kadr, ‘azamet’ ve ‘şeref’ demektir. Kadir Suresinde Kur”an”ın kadir gecesinde indirildiğinden, kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı olduğundan, kadir gecesinin rahmet ve berekete vesile olduğundan, bu sebeple insanlık için taşıdığı değerden bahsedilir.

 

KADİR SURESİNİN MEALİ: “Hakikat, biz onu (Kur’anı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin (o büyük fazl u şerefini) sana bildiren nedir? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Onda melekler ve Ruh, Rablerinin izniyle, herbir iş için iner de iner. O (gece) tan yeri ağarıncaya kadar bir selâmdır.”

Ehl-i Sünnet Müslümanlarının Dikkatine

 

M. Şevket Eygi / Milli Gazete

 

 

Bu yazı Ehl-i Sünnet Müslümanlarına hitap ediyor. Ehl-i Sünnetten olmayanlar okumasınlar, okurlarsa, muhatap kendileri olmadığı için yersiz ve aşırı tepki göstermesinler, bilgi edinsinler.

 

1. Hiçbir Ehl-i Sünnet aliminin, fakihinin, ziyalısının, herhangi bir mensubunun kendi re’yiyle, kendi hevası ile, kendi kafasından din hakkında konuşmaya, ahkam kesmeye hakkı yoktur.

 

2. Ehl-i Sünnetin muteber, güvenilir, temel akaid, fıkıh, ahlak kitaplarında ne yazıyorsa esas olan onlardır.

 

3. Ehl-i Sünnet camiası içinde usule, temellere, esasa ait ihtilaf yoktur. İhtilaf=çeşitlilik teferruatta=ayrıntılardadır, bu da geniş bir rahmet ve zenginliktir.

 

4. Ehl- Sünnetin zaruriyat-ı diniye olarak gördüğü ve kabul ettiği değerleri ve hükümleri inkar edenler dinden çıkar.

 

5. Ehl-i Sünnette din ve dünya, dünyevî ve ruhanî ayırımı yoktur.

 

6. Ehl-i Sünnet İslamlığında cihad fi sebilllah vardır.

 

7. Ehl-i Sünnet camiası içinde muttefakun aleyh konu ve hükümlere itiraz edilemez ve bunlara aykırı görüş serd edilemez.

 

8. Teferruata ait muhtelefün fih konularda da tartışma yapılamaz, herkes kendi mezhebine göre amel eder. Hanefîlerde kan abdesti bozar, Şâfiîlerde bozmaz.

 

9. Cahillerin din, iman, Kur’an, fıkıh konusunda tartışmaları yasaktır.

 

10. Müteşabihat, Allahı noksan sıfatlardan tenzih ederek aynen kabul edilir, tartışılmaz.

 

11. Alet ilimlerini ve ‘âli ilimleri okuyup icazet almamış olan, müfessirlik şartlarına sahip bulunmayan kimseler tefsir kitabı, Kur’an tercümesi ve meali yazamaz. Böyle işlere cür’et ve cesaret ederlerse İslam devleti ve İmam-ı Kebir onlara mani olur.

 

12. Halk imanını, dinini, fıkhını doğrudan doğruya Kur’andan öğrenecek ilme sahip olmadığı için; içindeki bilgi ve hükümler Kur’andan ve Sünnetten çıkartılmış olan ilmihal, ahlak, nasihat, irşad kitaplarından öğrenir.

 

13. Cahillerin, sapıkların, münafıkların, kötü niyetlilerin, reformcuların, İslamı tağyir ve tahrif etmek isteyenlerin Kur’anı alet ve istismar etmelerine izin verilmemelidir.

 

14. Usûl-i fıkıh kuralı: Mukallid Müslüman nass ile fukaha sözü arasında bir uyumsuzluk görürlerse hangisine tâbi olurlar? Cevap: Fukahaya tabi olurlar. Niçin? Çünkü cahil mukallidin uyumsuzluk gibi gördüğü şey onun bilgisizliğinden kaynaklanmaktadır. Nasih mensuh olabilir, tahsis olabilir…

 

15. Men fessere’l-Kur’ane bi re’yihi fekad kefer=Kur’anı kendi re’yiyle yorumlayan küfre düşe(bili)r buyrulmuştur.

 

16. Ehl-i Sünnet ötekiler gibi herhangi bir mezhep, fırka, hizip değil; İslamın doğru yorumudur.

 

17. Mezhepsizlik dinsizliğe köprüdür.

 

18. Fıkıh mezheplerinin kolaylıklarını cem’ etmek dini oyuncak etmektir.

 

19. Bid’at mezheplerinin doğruları vardır ama onlar Ehl-i Sünnete aykırı bütün hüküm ve yorumlarda, bir tekr istisna olmamak şartıyla hata etmişler, doğru yoldan ayrılmışlardır.

 

20. Şeriata ve dinin zahirine aykırı olmamak şartıyla tasavvuf ve tarikat haktır.

 

21. Kurtulmak için ille de tarikat şart değildir. Doğru ilmihaldeki ve doğru ahlak kitabındaki bilgilere inanan ve bunları hayata geçiren Müslüman kurtulur.

 

22. Ehl-i Sünnet mezhebi Sevad-ı Âzamdır…. Ana caddedir…

 

23. Şaki tabiatlılara ilim öğretmek dine ihanet ve hıyanet etmektir.

 

24. Din, iman, Kur’an hizmetleri para kazanmaya, zengin olmaya alet edilemez.

 

25. Ehl-i Sünnet ulema ve fukahası İslam medreselerinde yetişir.

 

26. Tabakat-i fukahanın en alt derecesi olan müftülük icazetine sahip olmayanlar fetva veremez.

 

27. Bu devirde, mutlak müctehid derecesinde fakih yoktur, bu yüzden ictihad kapısı kapalı olmamakla birlikte ictihad yapılamaz.

 

28. Farz-ı muhal, ictihad derecesine yükselmiş bir zat mevcut olsa, o zat yeni bir mezhep tesis etmez, dört mezhepten birine tabi olur. Nitekim, İmamı Gazalî’nin hocası İmamü’l-Haremeyn el-Cüveynî hazretleri müctehid derecesine yükselmiş, lakin mezhep kurmamış, İmamı Şâfiî hazretlerini taklid etmiştir.

 

29. İlim tahsil etmemiş cahil bir Müslümanın önüne bütün tefsirleri ve hadis külliyatlarını koyun, feraiz ilmini tahsil edip icazet almamış olduğu için basit bir miras taksimini yapamaz.

 

30. Abdest almak, namaz kılmak Kur’an tefsirlerinden öğrenilmez, ilmihal ve fıkıh kitaplarından öğrenilir.

 

31. Herkes İslamı bizzat kendisi doğrudan doğruya Kur’andan öğrensin sözü hayata uygulanamaz.

 

32. İslam Protestanlığı karmaşası Ehl-i Sünnetin zıddıdır.

 

33. İslam tarihinin aykırı, şazz şahsiyetleri din önderi olamaz; onların, Cumhur- Ulemaya ters düşen aşırı görüş ve kanaatleri kabul edilmez.

 

34. 1400 yıldan beri Ramazanlarda Gece Namazı=Teravih kılınmaktadır. İslamda teravih yoktur diyenlere kulak verilmez, onlar ciddiye alınmaz. Çünkü bu konuda icma vardır, manevî tevatür vardır.

 

***

 

* (İkinci yazı)

 

Uyurgezerler

 

SELANİK Dönmeleri Müslüman kılığına girdiler, aramıza sızdılar.

 

Kürt Yahudileri Müslüman postuna büründüler ve içimize girdiler.

 

Kırımçaklar… Karaylar… Tat Yahudileri… Türkiyeye göç etmiş Meşhed Yahudileri… Kafkasya Yahudileri… Bunlar asıl kimliklerini gizlediler, Müslüman göründüler.

 

Ya Pakraduniler?.. Asıl kimlikleri Yahudilik, onun üzerinde Ermenilik postu, en üstlerinde de iğreti Müslümanlık …

 

Siz onun asıl isminin Artin Agopyan olduğunu biliyor musunuz? O nasıl bir Kürt liderdir ki, Kürtçe bilmez?

 

Soru:

 

Yahu nereden çıkardın bunları sen, aklın mı karıştı yoksa?..

 

Cevap: İnterneti açsana, yukarıda saydığım kelimelerle bilgi ve belge arasana, aydınlansana, ayakta uyumasana…

 

Komplo teorisi üretmiyorum, Filan veya Falan Kripto Yahudi, Kripto Ermeni demiyorum. Anonim yazıyorum.

 

Yirminci asrın ilk yarısında doğu Akdeniz bölgesinde iki Yahudi devletini herhalde Türkler, Kürtler, Çerkezler, Arnavutlar, diğer Müslümanlar kurmadılar.

 

En büyük tehlike nedir biliyor musun? Bu Kriptolar islamî hareketin içine sızar ve kendi işlerine hesaplarına gelecek şekilde dinde reform, dinde yenilik, dinde değişim yaparlar ve laik light ılımlı bir İslam türetirlerse bitiktir işimiz.

 

Bana “Su-i zan etme, hüsn-i zan et be adam!” diyenler yatakta mı uyuyor, ayakta mı?

 

Elbette özel hayatta su-i zan ve tecessüs edilmez ama siyasette, istihbaratta, kriminolojide bütün zanların ve ihtimallerin üzerinde durulur, araştırılır.

 

1400 yıllık İslam tarihinde görülmemiş bir bid’at… Hadîsleri AB norm ve standartlarına göre ayıklama işi… Nereden çıktı bu? Sakın altından Çapanoğlu çıkmasın?

 

Türkiyede Ehl-i Sünneti silip yerine ABD’nin, AB’nin, İsrailin, Siyonizmin, Haçlıların istediği sulandırılmış, Şeriatsız, fıkıhsız, cihadsız bir İslam türetmek isteyenlerin arkasında gizli güçler var mı yok mu?

 

Bendenizin yatakta uyurken bazen uykum kaçıyor, ayağa kalkıp bunları düşünüyorum. Bazı uyurgezerler ise uyanıkken bile bu ihtimalleri düşünmüyor, iddia edilirse kabul etmiyor.

 

Bir gün uyanacaklar ama çok geç kalmış olacaklar, iş işten geçmiş olacak.

Kısaca Kur'an-ı Kerim Bilgileri

 

1. “Kur’an-ın En meşhur 5 ismi; Kur’an, Kitap, Zikir, Furkan, Şifa… Kur’an-ı Kerim’in toplam 55 ismi vardır.” El-Itkan

 

2. “Kur’an-ı Kerim’in Peygamberimiz(sav)’e gönderiliş süresi; 22 yıl 2 ay 22 gündür.” K.Kerim Bilgileri

 

3. “Kur’an, 17 & 27 Ramazan 610’da Mekke’deki Nûr dağının Hira Mağarasında inmeye başlamıştır.” K.Kerim Bilgileri

 

4. “Her canlının bir kalbi vardır. Kur’an’ın kalbi de Yâsîn’dir. Bu sûreyi ölülerinize mutlaka okuyunuz.” Ebû Davud

 

5. “Kur’an’ın en uzun Sûresi; Bakara Sûresi 286 âyettir. En kısa Sûresi; Kevser Sûresi 3 âyettir.” K.Kerim Bilgileri

 

6. Peygamberimiz(sav); “Aranızdaki en hayırlı kişi Kur’an-ı öğrenen ve öğretendir” buyurdu. Sahihi Buhâri

 

7. Peygamberimiz(sav); “Ümmetimin en şereflileri (önde gelenleri) Kur’an hafızlarıdır” buyurdu. Zevâid

 

8. “Kur’an-ı Kerim’in Müslümanlar tarafından ezberlenmesi ve öğretilmesi de farz-ı kifâyedir.” Eş-Şifâ

 

9. “Kur’an okuyunuz. Çünkü o, kıyamet günü kendisini okuyanlara şefâatçi olacaktır.” Müslim

 

10. Rasûlullah (sav); “..Kur’an’dan bir âyet veya sûreyi ezberleyip unutanın günahı kadar büyük günah görmedim” dedi.

 

11. Kur’an’ı düşünüp, anlayarak okumak Sünnet, vakarlı, huşû ile kıbleye doğru oturup okumak müstehaptır.” El-Itkan

 

12. “Hafızasında Kur’an’dan bir şey bulunmayan kimse, harap olmuş eve benzer.” Hadis İ.Mesud’dan

 

13. “Kur’an okumasını bilen bir kişinin, senede en az iki kere hatim etmesi gerekir.” E. Leys Semerkandi

 

14. “Evvelki ve sonrakilerin ilmini arayan bir kimse, Kur’an-ı Kerim’i araştırsın.” İbni Mace

 

15. “Tecvid; Kur’an’ın süsüdür. Harflerin hakkını vermek, harfi aslına ve mahrecine göre okumaktır.” El-Itkan

 

16. Tevbe Sûresi’nin başında Besmele yoktur. Okumaya Eûzü ile başlanır. Burada Besmele okunmaz. K.Kerim Bilgileri

 

17. Kur’an’daki Neml Sûresi’nin başında bir, 30. âyetinin içinde bir, toplam: 2 Besmele vardır. K. Kerim

 

18. “Kur’an’daki âyet sayısı; 6236’dır. Kur’an’da müstakil olarak 113 Besmele vardır.” K.Kerim Bilgileri

 

19. Kur’an’ın sûre itibariyle ortası; Hadid sûresinin sonu Mücâdele Sûresi’nin başıdır. El-Itkan

 

20. Kur’an’ın En uzun Âyeti: Bakara Sûresi 282. âyeti, en kısası ise, ‘Velfecri ve Vedduhâ‘ âyetleridir K.Kerim

 

21. Kur’an’da 14 Secde âyeti vardır. Metni veya mealini, okuyan ve dinleyene, Tilâvet Secdesi yapmak vaciptir. El-Itkan

 

22. Kur’an 30 cüzdür. Her cüz 20 sahifedir. Her cüzde 4 hizib, Toplam: 120 hizip vardır. K.Kerim

 

23. Rasûlullah (sav); “En’am sûresi bana, bütün olarak, 70.000 Melek refakatinde nazil oldu” Buyurdu. El-Itkan

 

24. “Fatiha Sûresi; 80.000, Melek, Âyete’l-Kürsî 30.000, Melek, Yâsîn sûresi ise; 30.000, Melek eşliğinde nazil olmuştur. El-Itkan

 

25. “Âyete’l-Kürsî’yi kim, farz namazların bitiminde okursa diğer namaza kadar o kişi Allah’ın korumasındadır.” Terğib

 

26. “Allah kelamının diğer sözlere olan üstünlüğü, Allah’ın diğer mahlûkata olan üstünlüğü gibidir.” El-Itkan

 

27. Rasûlullah (sav); “Ağızlarınız Kur’an yoludur. Onu misvakla temizleyiniz (fırçalayınız)” buyurdu. El-Itkan

 

28. “Allah üç sesi sever, Kur’an okuyanın sesi, seherde istiğfar edenin sesi ve horozun sesi” Tecridi Sarih 9/67

 

29. “Kur’an’ı güzel sesli birinin okumasını istemek ve onu can kulağı ile dinlemek müstehapdır.” Müslim

 

30. “Kur’an’ı açıktan okuyan Tıpkı sadakayı açıktan veren, sessiz okuyan ise sadakayı gizli veren gibidir.” Ebu Dâvud

 

31. “Kur’an okunurken konuşmayı ve lüzumsuz işleri terk edip huşu ile dinlemek sünnettir.” El-Itkan

 

32. “Allah’a amellerin en sevimlisi, Kur’an’ı baştan sona okuyup bitirince, hemen yenisine başlamaktır.” Tirmizi

 

33. “Fatiha sûrelerin en büyüğüdür. Zira Kur’an’ın bütün gayesini içinde toplamıştır. Adı Ümmü’l-Kur’an’dır.” Buhâri

 

34. “Kur’an’ın en faziletli sûresi Bakara sûresidir. Bu sûrenin en değerli âyeti; Âyete’l-Kürsî’dir.” Hasan-ı Basrî

 

35. “Kur’an’ı öğrenip sonra unutan kimse, kıyamet günü Allah’ın huzuruna Cüzzam’a yakalanmış olarak gelir.” E. Dâvud

 

36. “Kim her gece Mülk (Tebâreke) sûresini okursa, Allah, bu sayede o kişiyi kabir azabından kurtarır.” Nesâî

 

37. “Zilzal sûresini okuyan, Kur’an’ın yarısını okumuş sayılır. Âdiyât sûresi de diğer yarısına denktir” Tirmizi

 

38. “Kâfirûn sûresi Kur’an’ın ¼’üdür. Uykudan önce Kâfirûn sûresini oku ve uyu, seni şirkten korur.” Müsned

 

39. “Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İhlâs sûresini okumak Kur’an’ın 1/3’üne denktir.” Buhâri

 

40. ”İhlâs ve Muavvizeteyn sûrelerini sabah-akşam üç defa oku, her şeyinde sana yardımcı olur.” Ebû Dâvud

 

41. “Kur’an okurken zorluk çeken ve bu zorluğa rağmen okumaya devam edene iki sevap vardır.” Buhari

 

42. “Kur’an’ı okuyan ve ezberleyen, helâlini helâl, haramını haram kabul edeni Allah, Cennet’ine dâhil eder.” Tirmizi

 

43. “Kur’an okumasını evladına öğreten kişiye, kıyamet günü Cennet taçlarından bir taç giydirilir.” TaberânÎ

 

44. “Kur’an’ın içinde okunduğu evlerin hayrı artar oturanları sıkmaz, okunmayan evlerin hayır ve bereketi az olur.” Sünen-i Dârimi

 

45. “Kur’an hak ile batılı ayıran kesin bir hükümdür. Kurtuluş Allah’ın kitabındadır. Bir eğlence değildir.” Tirmizi

 

46. “Kur’an’ı öpmek, güzel koku sürmek, yükseğe koymak müstehap, yastık yapıp üstünde uyumak haramdır.” El-Itkan

 

47. “Altın suyu ile yaldızlanan bir Kur’an’ı okumak, kadınlara caiz ise de erkeklere değildir.” El-Itkan

 

48. “Eskiyen Kur’an sayfaları yakılmaz. Çiğnenmeyecek bir yere çukur kazılır ve Lahd yapılarak gömülür.” El-Itkan

İsviçrede İmsak vakitlerine dikkat;

 

Buralarda namaz vakitleri bütün sene oluşmaktadır. Ancak yaz aylarında yatsı geç, İmsakda erken olmaktadır. Bunda bazı zorluklar vardır.

Kolaylık olsun diye; Diyanet takviminde değişikliğe gidilmiş, yatsı bütün sene akşamdan bir saat 20 dakika sonra; imsak ise sadece yaz

saatlerinde güneşden birbuçuk saat evel olarak takdir edilmişdir.

Bu durumda yatsı vaktinden önce kılınmış oluyor. İmsakda şafakdan, en az bir saat sonra yapılmış oluyor. Bazı takvimlerde de yatsı çok geç, imsakda çok erken yazılmışdır.

Tabiiki imsakiyeler birbirini tutmamaktadır,

 

Biz ise; birkaç sene evel emekli hoca efendilerle yaptığımız istişare

neticesinde; İmsakda diyanetin önceki senelerdeki imsakına uygun,

yatsıyıda akşamdan bir saat kırk dakıka sonra olarak, takvim ve

imsakiyelerimizi yapmayı kararlaştırmışdık.

Her ferd ALLAH C.C.hüye karşı mes’üldür.

Diyoruzki; Bir saat daha kısa oruc tutacam diye oruçlarımızı tehlikeye atmayalım!!!

Sadece livechillah beyan ediyoruz..... vesselam.

Ramazanı Şerifiniz mubarek olsun.

11 Şa'ban 1435

idare heyeti

 

--------------------------------------------------------------------------------------------

Bayram

 

Bayramınız mübarek olsun 2013

Değerli kardeşlerim muhterem cemaatımız bu gün bayram, hem sevincliyiz hem de hüzünlü bir cok bayramlarda olduğu gibi bu bayramımız da öyle geciyor .1

Ramazan ın sıcak yaz aylarına gelmesi hasebiyle nisbeten uzun da olsa elhamdulillah güzel bir mübarek ay gecirmiş olduk.

Değerli Avni şahin hocamızın da ramazan boyunca aramızda olması ve doyurucu sohbetleri ile bizlere eski ramazanları hatırlatarak ibadetlerimizden daha ayrı bir tat almamızı sağlamıştır, Allah kendisinden razı olsun.

Muhterem cemaatımız Ramazan ayı boyunca camimizde bir iki gün dışında devamlı iftar verildi hanım kardeşlerimiz de gerek iftarlara gerekse de teravihnamzlarına katılarak bu ayın feyzinden ve bereketinden istifade etme imkanı bulmuşlardır.

Dünyada gerek mahiyeti gerekse de insanların ilgisi bakımında islam ve müslümanlar hep gündemdedir müsbet veya menfi.müslümanlar üzerine giydirilen deli gömleğini çıkarmak için uğraştıkca şer güçlerde şeytanın avaneleri içde ve dışta boş durmuyorlar durmadan engel çıkarıp fitne tohumu ekmekteler .

Arap baharı diye adlandırılan gelişmeler müslümanların lehine gibi bir istikamet alır gibi olunca kendi kıriterlerini unutan batı ve islam ülkeleri diye bildiğimiz piyonlarıda alenen yanlarına alarak müslümanların kutsal saydığı aylarda bile katliam yapmaktan geri durmadılar.

Belki bu gelişmeler dünyadaki  gidişatın, insanların, yönetimlerin, ve müslüman görünenlerin ne olduklarını ortaya çıkarıyor ama çok da pahalıya mal oluyor çünkü ödenen bedel maalesef müslümanların kanı.

Şunu iyi bilelim ki batının ayakta kalması için elinde tek dal islam düşmanlığı kalmıştır, bu olmazsa kendininde yaşama amacı elinden gidecektir.batı silah satmak düşman gördüğü müslümanları kendine kafa tutmayacak bir şekilde birbiriyle uğraşarak zayıf bir durumda batını güdümünden çıkmadan piyon olarak kalmalarıdır.

Gerek suriyede gerekse de mısırdaki ve diğer islam ülkelerindeki mücadele devam edecek o şanlı direnişi devam ettiren  kardeşlerimize selam olsun, onlar ellerine silah almadan dik durarak katliama uğrasalarda metanetlerini bozmadan mücadele vermekteler dua larımız onlarla Allah yardımcıları olsun firaunlar kaybetmeye mahkumdur, biz musanın tam tarafı olalım yater.Wassalam

 

0 Kommentare

Müslümanların Yürekler Acısı Hali

01 Aralık 2013 Pazar 08:10

ŞU dershaneler savaşında Müslümanların yürekler acısı haline bir kere daha gördük. Birlik, ittifak, akl-ı selim, insaf, adaletli düşünce, önce iyice düşün ve arıştır, sonra istişare ederek karar ver zihniyeti kalmamış mı diyeyim, pek az kalmış mı diyeyim.
Bu dershane savaşı (birileri bu ihtilaflı meseleyi savaş dönüştürmüştür) bir sebep değil, neticedir. Meselenin su altında kalmış, halkın çoğunun bilmediği derin sebepleri vardır. Bu sebepleri bilenler açıkça söyleyemiyor, yazamıyor.
Dershaneler, konunun ihtilafın tamamı değil, sadece bir parçasıdır. Konuyu doğru şekilde anlayabilmek için diğer parçaları, bütünü bilmek gerekir.
Halkın çoğunluğunun oylarıyla, meşru ve serbest bir seçimle iş başına gelmiş sivil bir iktidar elbette sızma hareketleriyle, saray darbeleriyle düş(ürül)meyi istemez.
Elbette düşürülme teşebbüs ve planlarını akamete uğratmak için tedbirler alır.
Yıllardan beri ülkemizde çok acayip bir satranç oynanmaktadır. Bu satrancın mahiyetini, içyüzünü bilen kaç kişi vardır?
Türkiye halkının çoğunluğu Müslümandır ama bu Müslümanlar tek bir Ümmet halinde bir ve beraber midir? Maalesef değildir.
İsrail’in, ABD’nin, AB’nin Türkiye ile ilgili emelleri, planları, hesap kitapları, stratejileri var mıdır, yok mudur? Yoktur diyen çıkarsa o bir uyurgezerdir, geri zekalıdır.
Eskiden vesayet rejimi vardı, devletimiz ABD’nin bir tür uydusu (zoraki müttefiki) idi. Süper güç Sabataycılar, Kriptolar vasıtasıyla Türkiyeyi dizginleyebiliyordu. Şimdi nisbeten demokrasi var. Bu dizginleme işi sadece Dönmelerle olmuyor. Binaenaleyh Müslümanların içine sızdılar.
Şimdi önemli soru şudur: Türkiyede İsrail, Siyonizm, ABD, Haçlılık, AB ve diğer dış güçlerle işbirliği yapan Müslümanlar var mıdır? Bendeniz vardır, bu hususta çok karineler bulunmaktadır diyorum. Birileri de yoktur diyebilir.
Bilhassa İsrail ve ABD, Türkiyenin çok ılımlı da olsa İslama kaymasından korkmaktadır. Bunu kesinlikle durdurmak istemektedirler. Bu maksatla da bir kısım Müslümanları kullanacaktılar.
Bu gidişi, birtakım Müslümanları kullanarak dizginlemek, frenlemek, hattâ durdurmak istemeleri onlar açısından gayet tabiîdir.
Eskiden bu işler askerî darbeler ile yapılıyordu. Bu yol, şimdilik kapanmıştır. Geriye sivil darbe kalmaktadır.
Başına buyruk hareket eden Başbakanı devirmek, yerine uysal, söz dinler, fantoş bir Başbakan getirmek istiyorlar.
Yine cumaya falan gitsin ama İsraile, Siyonizme, ABD’ye zarar vermesin, bir tehdit oluşturmasın.
Bugünkü iktidar nice kiliseyi restore ettirdi, yeni kiliseler yapılmasına izin verdi, hattâ Rum Ruhban okulunu açmaya hazırlanıyor ama Haçlı emperyalist güçler bu kadarına razı değiller.
Onlara göre en iyi çare uysal bir Başbakandır.
O da bir saray darbesi ile başa geçirilebilir.
Son elli altmış yıl içinde ABD nice ülkede böyle askerî veya sivil darbeler yaptırtılmamış mıdır?
Siz Gezi kalkışmasının birkaç mâsum heyecanlı gencin fevrî işi olduğunu sanıyorsanız aklınız çok kötü durumdadır derim.
Evet Türkiyede çok acayip ve tehlikeli bir satranç oynanmaktadır ve bu oyunun bir kısım piyonları Müslümandır.
Bendeniz bildiğim kadarının hepsini yazamam. Gözü kara bilen bir kişi çıksa da, şu dershaneler savaşının yüzünü astarını, su seviyesinin altındaki kısmını, mahiyetini derli toplu yazıverse. Yazıverse de, hiç olmazsa halkın bir kısmı öğrense.
Türkiyenin şu gayr-i millî Kemalist “Millî Eğitimi” kaç nesle liselerde doğru dürüst mantık eğitimi vermedi. Arada Müslüman çoğunluk da, nadir istisnalar dışında mantıksız kaldı. Az da olsa mantık kültürüne sahip olmayan kimseler sebeplerle neticeleri tefrik edemezler (ayırt edemezler).
Dershaneler sebep değil, neticedir…
(Bir soru: Acaba bilcümle dinsizler, İslam karşıtları, Şeriat düşmanları, Kemalistler, vesayetçiler, 1930’lu yılların hasretini çekenler, agresif ve yıkıcı muhalifler, en tabiî ve haklı dinî faaliyet ve hizmetlere irtica diyenler; şu dershane konusunda niçin belli bir tarafı heyecanla, canla başla, var gayretleriyle desteklemektedirler? Dün kara dediklerine bugün niçin ak diyorlar? Herkes bu sorunun cevabını düşünsün. Bu dinsizler hidayete mi geldiler, yoksa seçimle gelmiş iktidarı zayıflatıp yıkıp eski günlere mi dönmek istiyorlar?)

--------------------------------------------------------------------------------------------

-----------------------------------------------------------------------------------------

Islam ülkelerindeki şiddet katliam ve kaos tam hızıyle devam ediyor.

 

Ak ve Kara

 

 23.08.13

Islam ülkelerindeki şiddet katliam ve kaos tam hızıyle devam ediyor.

Anlaşılan bu başımıza gelenler bir plan çerçevesi içinde vakti ve saati geldiği zaman içra edilmektedir islam coğrafyasında.

 

Onlara göre aşırı ve karşı tepkilere görede hiç ummadık yerlerde olaylar çıkarıp hemen B planını devreye sokuyorlar.

 

Dikkatleri oraya çekiyorlar yada biz hertarafta varız havasını yayarak dünyanın önündede insancıl tavır takınarak güya herkesi ılımlı ve itidallı olmaya davet ediyorlar.

Bu son 20 30 yıldır biraz kendine gelerek kıpırdama gösteren islam ülkelerinde. oynadıkları oyunlarda ve akabinde defalarca müşade etmiş olduk,

iletişim araçlarının gelişmesiyle de bu oyunlar çok çabuk açığa çıkmaktadır

yüzlerindeki maskeler daha çabuk düşmektedir.

içimizdeki müslüman görünüp halkın tüm değerlerine düşman olan batının piyonluğunu üstlenerek kendi halkını sömüren ve sömürttüren bu sülüklerin tahtları sallandıkca katliammın dozunu artırıyorlar.

 

Atalarımız domuzdan post gavurdan da dost olmaz demişler.Bizim ilk işimiz içimizdeki domuzları tespit etmektir ve temizlemektir.

islam ülkelerine sistem empoze eden batı aslında irtibatı devam ederek silah ve mal satarak hem kontrolu elinde tutuyor hemde ülkelerimizdeki islami yükselişi engellemeye çalışıyorlar batıdaki ekonomik çöküntü bunların barbarlıklarınıda o nisbette artırmaktadır kabakda tabiki müslümanların başına patlıyor, ama mızrak çuvala sığmaz oldu deniz bitti sonlarını görmeye başladılar elhamdulillah.

 

Başbakanımız sayın Erdoğan Türkiye olarak bu katliamlara karşı çıkan ve açilen bir şeylerin yapılmasını isteyenlerle gerek ülkeler bazında gerekse de islam ülkelerinde öne çıkan alim ve liderleri toplayarak bir durum değerlendirmesi yaparak yol haritası çıkarmalıdır.

ve hiç bir sınır tanımadan bu katliamların gerçekleştiği ülkelere müdahele etmelidir. önde görünen BM NATO AB ABD gibi ülke ve kuruluşların niyetlerini daha ne kadar test edeceğiz ak ve kara daha ortaya çıkmadımı.

islam ülkeleri olarak bildiğimiz ülkeleri ve yöneticilerinin bu olaylardan sonra bizimle aynı duygu düşüncede olmadıkları ayan beyan ortaya çıkmıştır kimisi müslümanlar öldükçe ellerini oğuşturuyor kimiside katliamın devamı için kesenin ağzını açmaktadır ne yazıkki

Bu böyle gitmeyeçek er veya geç inanalar galip geleçektir bu Rabbimizin müslümanlara vaadidir biz inaçlarımızı kontrol edelim.

 

Rabbimden mısır suriye ve tüm diğer islam ülkelerindeki şehitlrimize rahmet yaralılara açil şifalar geride kalanlara da sabrı cemil dilerim dualarımız o kardeşlerimizle.

 

Vassalam

 

Yaşar Özdemir

 

Bayramınız mübarek olsun

 

08.08.2013 Zürich

 

Değerli kardeşlerim muhterem cemaatımız bu gün bayram, hem sevincliyiz hem de hüzünlü bir cok bayramlarda olduğu gibi bu bayramımız da öyle geciyor .

 

Ramazan ın sıcak yaz aylarına gelmesi hasebiyle nisbeten uzun da olsa elhamdulillah güzel bir mübarek ay gecirmiş olduk. Değerli Avni şahin hocamızın da ramazan boyunca aramızda olması ve doyurucu sohbetleri ile bizlere eski ramazanları hatırlatarak ibadetlerimizden daha ayrı bir tat almamızı sağlamıştır, Allah kendisinden razı olsun.

 

Muhterem cemaatımız Ramazan ayı boyunca camimizde bir iki gün dışında devamlı iftar verildi hanım kardeşlerimiz de gerek iftarlara gerekse de teravihnamzlarına katılarak bu ayın feyzinden ve bereketinden istifade etme imkanı bulmuşlardır.

 

Dünyada gerek mahiyeti gerekse de insanların ilgisi bakımında islam ve müslümanlar hep gündemdedir müsbet veya menfi.müslümanlar üzerine giydirilen deli gömleğini çıkarmak için uğraştıkca şer güçlerde şeytanın avaneleri içde ve dışta boş durmuyorlar durmadan engel çıkarıp fitne tohumu ekmekteler .

 

Arap baharı diye adlandırılan gelişmeler müslümanların lehine gibi bir istikamet alır gibi olunca kendi kıriterlerini unutan batı ve islam ülkeleri diye bildiğimiz piyonlarıda alenen yanlarına alarak müslümanların kutsal saydığı aylarda bile katliam yapmaktan geri durmadılar.

 

Belki bu gelişmeler dünyadaki gidişatın, insanların, yönetimlerin, ve müslüman görünenlerin ne olduklarını ortaya çıkarıyor ama çok da pahalıya mal oluyor çünkü ödenen bedel maalesef müslümanların kanı.

 

Şunu iyi bilelim ki batının ayakta kalması için elinde tek dal islam düşmanlığı kalmıştır, bu olmazsa kendininde yaşama amacı elinden gidecektir.batı silah satmak düşman gördüğü müslümanları kendine kafa tutmayacak bir şekilde birbiriyle uğraşarak zayıf bir durumda batını güdümünden çıkmadan piyon olarak kalmalarıdır.

 

Gerek suriyede gerekse de mısırdaki ve diğer islam ülkelerindeki mücadele devam edecek o şanlı direnişi devam ettiren kardeşlerimize selam olsun, onlar ellerine silah almadan dik durarak katliama uğrasalarda metanetlerini bozmadan mücadele vermekteler dua larımız onlarla Allah yardımcıları olsun firaunlar kaybetmeye mahkumdur, biz musanın tam tarafı olalım yater.

 

Wassalam

 

Yasar Özdemir


HOŞ GELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN

 

Değerli müslümanlar Ramazan ayınız mübarek olsun

 

Rabbimize ne kadar şükretsek azdır bizleri bu mübarek aylara kavuşturduğu için.

 

Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennemden kurtuluştur. Bu ayda emri altındakilerin yükünü hafifleten - onlara yumuşak davranan - kimseyi Allah Teâlâ bağışlar ve onu cehennem azabından korur.

Içinde bin aydan daha faziletli kadir gecesini barındıran bu mübarek Ramazan ayı Tüm insanlığa müslüman kardeşlerimize ve ülkemize hayırlar getirsin inşAALLAH .

 

Muhterem kardeşlerım ve değerli Cemaatımız isviçre islam cemiyetleri federasyonu olarak camimiz de Ramazan ayı boyunca her gün öğle namazına müteakip mukabele okunacaktır erkek ve hanım kardeşlerimiz takip edebilirler. Her akşam teravih namazından yarım saat önce hocalarımız tarafında vaaz u nasihat yapılmaktadır.

 

Her Ramazan olduğu gibi camimizde ülkemizde ve diğer yerlerdeki ihtiyaç sahiplerine ve talebelere ulaştırmak üzere zekat ve fitre toplamaktayiz.

 

GÜNCEL

 

Maalesef nerdeyse tüm islam ülkelerinde mübarek aylarda bile kan akmaya devam etmektedir Demokrasi diye diye müslümanları demokrasiye ikna ettiler, bu seferde kendileri sömürü çarkını devam ettiremiyeceklerini anlayınca tekrar dikdatorluğa sarıldılar. Atalarımız ne demiş domuzdan post gavurdan dost olmayacağını alenen görmüş olduk.

Haq batıl mücadelesi tabiki kıyamete kadar devam edecek lütfen bizler safımızı belirleyelim HAQ dan mı? batıldanmı?yoksa nemelazımcılardanmıyız?

 

içinde bulunduğumuz bu mabarek aylarda lütfen nefis muhasebesi yapalım. Gözümüzün önünde daha dün gibi yakın bir zamanda senelerce dikta rejimlerinin altında inim inim inleyen mısırlı kardeşlerimize kendi koymuş oldukları sisteme göre tek başına iktidar oldukları halde neyi reva gördüklerini görüyoruz maalesef kann ve göz yaşı (öz yurdunda garip öz yurdunda parya) Şunu iyi bilelim ki batı kendi çöküşünü geciktirmek için kendi koyduğu değerlerden bile vaz gecer zaten koymuş oldukları değerler sırf kendi menfeatları sözkonusu olduğu zamandır.

 

Ücüncü dünya diye adlandırdıklari madden geri kalmış coğunluğu da müslüman olan bu ülkeleri sömürmeleri zorlaşınca bu seferde araya fitne sokarak karışıklık cıkararak kendi emperyalist cıkarlarını korumak istiyorlar.tek dişi kalmış bu canavarı iyi tanıyalım ülkemizdeki karışıklığı ne için çıkardılar?

Eğer biz büyük oyunun ne olduğunu nerden geldiğini ve bu işe kimlerin alet olduğunu bilirsek bu tezgahı kuranlar emellerine ulaşamıyacaktır onlar kendi kazdıkları kuyuya düşecektir..

 

Bizler müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz mübarek ayları en iyi şekilde değerlendirerek gerek manevi gereksede maddi bir silkiniş ve dik duruş segiliyerek şu yaşadığımız dünyada müslümanlarında söyleyecek bir sözlerinin olduğunu haykıralım.

 

Cenab ı mevla zalimlerin hasmı mazlumlarında dostudur.Cenabı Allah suriye mısır filistin ve diğer tüm kendi ülkelerinde zulüm gören kardeşlerimize yardım etsin dualarımız o kardeşlerimiz için olsun. Cenabı Allah onlara zafer ihsan etsin.

 

Ramazan ayınız mübarek olsun

 

 Vassalam

 

Yaşar Özdemir


Hasan El-Benna ve Müslüman Kardeşler

 

Uygarlık tarihçisi Arnold Toyyonby şöyle der: “ Osmanlı, dünyanın dengesini sağlıyordu; o yıkıldı, savaşlar da devam edecektir.” Nitekim öyle de oldu; Osmanlı'nın olmadığı dünya, iki dünya savaşı gördü; çünkü dünyanın adil jandarması yoktu.

 

 

3 Mart 1924'te Hilafet kaldırıldı. Dünya Müslümanları büyük bir boşluğun içine düştüler, başsız kaldılar. Tespihin imamesi kopmuştu, dağılma süreci başladı. Osmanlı'nın hâkim olduğu topraklar talan edildi. Ulus devlet (cik) ler kuruldu, zenginlikler paylaşıldı. Dünya petrollerinin yaklaşık % 65'i bu topraklarda üretiliyordu ve bu zenginlikler Avrupalı efendilerce sömürüldü. Bunların başında da İngilizler geliyordu. İngilizler anlaşılmadan yakınçağ tarihimizin anlaşılması da mümkün değildi. İngiliz başbakanı Churchill (Çörçil) şöyle diyordu: “ Bir damla kan, bir damla petrol!”

 

Hasan El- Benna 1906 yılında, Nil vadisinin tatlı bir yerleşim merkezi olan Mahmudiye'de dünyaya geldi. Ailesi (özellikle babası) onu İslam ahlâk ve terbiyesi üzerine yetiştirdi. Nihayet 1927 yılı Haziran'ında “ Kahire Dar'ul Ulum” fakültesini “pekiyi” derece ile bitirdi ve İsmailiye'ye öğretmen olarak atandı. Benna, o günlerin İsmailiye'sini şöyle anlatır:

 

“ İsmailiye o günlerde emperyalistlerin elinde bir oyuncaktı. Bu güzel kasabanın bu acıklı ve perişan halini gören her imanlı kişinin, gözlerinden yaş yerine kan gelmemesine imkân yoktu. İsmailiye'de İngiliz ordu karargâhının yanında bir İngiliz misyoner okulu vardı ve bu, yarının idarecilerini yetiştirmek üzere kurulmuştu. Bu bölgeye ve okula hiçbir Mısırlı giremezdi. Kendi öz vatanımızda köle durumundaydık. (Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.” N. Fazıl) Ülkenin en güzel yerlerinde onlar oturur ve bizim yemeklerimizi onlar yerdi. Selahaddin-i Eyyûbî'nin ülkesinde Rişar'ın çocukları cirit atıyordu.”

 

Yıllarca Mısır'ı yönetenler işte bu okullardan mezun olmuşlardı. Yakınçağ tarihimize baktığımız zaman, bütün İslam âleminin aynı oyunlarla dizayn edildiğini görürüz. Bizde de durum aynı olmadı mı? Özellikle son yüzyıl, İslam ümmetinin kırım yüzyılı oldu; savaşlar, bölünmüşlükler, sürgünler ve asimilasyonlar alıp başını gitti.

 

Bütün bunlar Benna'yı bir yere götürdü; kurtuluş hareketini başlatmak. Bu amaçla, birkaç samimi arkadaşıyla birlikte ( Ahmed Es Sukar, Şeyh Hamid Askeri, Şeyh Ahmed Şehid ve Hasan El Benna ) 1928 yılının Ocak ayında “İhvan'ül - Müslimin = Müslüman Kardeşler” teşkilatını kurdu.

 

Bu teşkilat aynı zamanda Hilafet'e giden yoldu. Halifelik için Benna şöyle diyordu: “Müslüman Kardeşler, Halife'liği ve onu tekrar geri getirmeyi programlarının başında bulundururlar. Müslüman Kardeşler, Hilafet'in İslam Birliği'nin bir sembolü, Müslüman milletlerin birbirlerine bağlı olduklarını gösteren bir ölçü ve İslam'ın bir şiarı olduğuna inanırlar. İslam Dini'nin inanç esaslarından birçok hükümler Hilafet ve halife ile ilgilidir.”

 

Dünya Müslümanlarının barışı, refahı ve insanca yaşama hakkı için “İhvan”ı kurduğunu söyleyen Benna, sömürü zincirlerinin kırılabilmesi ve emperyalizmin kanlı saldırılarına karşı durabilmek için “on prensip” yayınlar:

 

“ Anlamak, İhlâs, Çalışmak, Cihat, Fedakârlık, İtaat, Sebat, Tecrit (soyutlamak), Kardeşlik, Güvenmek.”

 

Hastalıklara da vurgu yapar:

 

“Siyasette, düşmanlar tarafından işgal edilmişlik, öz evlatları tarafından ise partizanlık, bölücülük, anarşi, kavga hastalığı.

 

Ekonomide, Sömürüye tabi tutulmuşluk ve yerli işbirlikçilerin emperyalistlerin maşası olmaları, faiz lobisinin kan emici sömürüsü.

 

Fikirde, inanç ve ahlâkı kökünden çökerten inkârcılık hastalığı, aşağılık duygusu.

 

Sosyal hayatta, kendi medeniyet kavramlarından uzaklaşarak, taklitçiliğin zehiriyle zehirlenmişlik ve bunun getirdiği kişiliksizlik.

 

Hukukta, zalimin zulmüne karşı çıkmayan, güçlünün hakkını savunan bir hukuk anlayışı.

 

Eğitimde, kendi kültürünü, medeniyet anlayışını çocuklarına ver(e)meyen, Batı'nın değerlerini kutsayan bir eğitim anlayışı. Ruhta ümitsizlik hastalığı toplumu topyekün sarmış durumdadır.”

 

Hayatı “ İman ve cihat” olarak gören Hasan El -Benna, günlük mesaisini de şöyle özetler: “ Gece abid, gündüz mücahid.”

 

Bir gece rüyasında Hz. Ömer (RA)'i görür. Hz. Ömer ona yüksek sesle şöyle der: “ Ey Hasan, sen Şehid olacaksın!” “ Bunun üzerine uyandım ve Yüce Allah (CC)'a şükür ettim. Sabaha kadar namaz ve dua ile meşgul oldum.” der.

 

12 Şubat 1949 Pazartesi günü akşamı, saat 20.00'de, evine, çoluk çocuğuna dönerken arabasına ateş açılır ve yaralanır. Hastanede kan kaybından ölür; çünkü müdahale edilmez. 43 yaşında şehit olur.

 

“İhvan” mektebinde yetişen Prof. Seyyid Kutub, 1966 yılında Nasır tarafından idama mahküm edilir. Nasır, Kutub'a, kendisinden özür dilerse serbest kalacağını söyler. Kutub'un cevabı her dönemin ışığı gibidir:

 

“ İdamı hak ettim de asılıyorsam, Hakk'a karşı çıkmak haksızlıktır. İdamı hak etmedim de asılıyorsam, bir zalimden özür dileyecek kadar da alçalamam!”

 

Ha Kahire, ha İstanbul ne fark eder. Ümmet, ruhunda birliği pekiştirmişse ve faniliği yüreğinde yurt edinmişse galiptir, zafer onundur. Yok, sekülerizmin kulu kölesi olmuşsa, camilerini altından yapsa, yeryüzünü pırlantaya çevirse mağluptur. Amaç, Allah'a kul olmaktır ve onun yollarını da Allah belirlemiştir.

 

“Allah: “ Ben ve Resullerim mutlaka üstün geleceğiz.” diye buyurdu… Şüphesiz Allah, kuvvetli ve azizdir.” (Mücadele: 21)

 

D. Ali TAŞÇI

dalitasci@hotmail.com

 

Bugün "Üç Aylar" başladı

 

Bugün, mübârek üç ayların ilki olan Receb-i şerîfin birinci günüdür. [Dün gece de, Recebü'l-ferd ayının ilk gecesi idi.] Bu ve müteakip aylar içerisinde, mübârek gün ve geceler çok yoğun olarak bulunmaktadır. Yani bugünden i'tibâren, mübârek gün ve gecelerin çok kesîf olarak bulunduğu büyük bir manevi atmosfere girmiş bulunuyoruz. Bilindiği üzere, bazı mekânlar emsâlinden çok daha mukaddes, bazı insanlar akrânından çok daha muhterem olduğu gibi, bazı zamanlar da benzerlerine nazaran çok daha kudsî, mukaddes ve mübârektir. Halkımız arasında "Üç Aylar" diye anılan "Recebü'l-ferd", "Şa'bânü'l-muazzam" ve "Ramazânü'l-mübârek" aylarının, İslam dininde özel yerleri vardır. Bunlardan birincisi olan Receb, Alahü teâlânın ayı; ikincisi olan Şa'ban, Peygamber Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) ayı; Ramazân-ı şerîf de ümmet-i Muhammed'in ayı olarak bilinmektedir. Üç ayların ilki olan Receb-i şerîf ayı, dünyâya gönderilen ilk insan ve ilk peygamber Âdem aleyhisselam'dan beri kıymetli olup içerisinde mübârek "Regâib" [Receb'in ilk Cuma gecesi] ve "Mi'râc" [Receb'in 27. gecesi] kandillerini ihtivâ etmektedir. "Berât" kandilinin [14 Şa'bân'ı 15'e bağlayan gece] bulunduğu Şa'bân ayı, Receb ile Ramazan ayları arasında bir köprü mesâbesindedir. Nasıl ki Cuma günü günlerin efendisi ise, dört gözle beklenen, Ramazan ayı da ayların sultânıdır.

 

 RECEB AYININ FAZîleti Receb-i şerîf ayı, hürmet edilmesi gereken 4 kıymetli aydan [harâm aylardan] birisidir. Bir âyet-i kerîme meâli şöyledir: "Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı günden beri, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü, harâm [hürmetli] olan aylardır." [Tevbe, 36] Resûlullah Efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbî, Receb ve Şa'bânı [ayların] bizler için mübârek kıl ve bizi Ramazâna eriştir" diye duâ ederdi. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki: "Harâm aylar, Receb, Zi'l-ka'de, Zilhicce ve Muharrem aylarıdır." [İbn-i Cerîr] "Receb ayında Allah'a çok istiğfâr edin; çünkü Allahü teâlânın, Receb ayının her vaktinde Cehennemden âzâd ettiği kulları vardır. Ayrıca Cennette öyle köşkler vardır ki, oralara ancak Receb ayında oruç tutanlar girerler." [Deylemî] "Receb ayında, takvâ üzere bir gün oruç tutana, oruç tutulan günler dile gelip 'Yâ Rabbî! Onu mağfiret et' derler." Receb ayının ilk Cuma gecesine "Regâib Gecesi" denir. Hadîs-i şerîflerde buyuruluyor ki: "Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regâib gecesi, Berât gecesi, Cuma gecesi, Ramazân ve Kurbân bayramı geceleri." [İbn-i Asâkir] "Receb'in ilk Cuma gecesini [Regâib gecesini] ihyâ edene, kabir azâbı yapılmaz. Duâları kabûl edilir. Yalnız, yedi kimsenin duâsı kabûl olmaz: Fâizci, Müslümânları aşağı gören, ana-babasına eziyet eden, Müslümân olan ve dînin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livâta ve zinâ eden, beş vakit namazı kılmayan." [Bunlar, günâhlara devâm ettikleri müddetçe duâları kabûl olmaz demektir. Bu kişiler de, yaptıkları bu işlerden pişmân olup tevbe ederlerse, onlar da affa uğrarlar.]

 

MÜBâREK GECELER Bereketli, hayırlı, faydası bol, feyizli demek olan "mübârek" sıfatıyle sıfatlanan ve İslâm dîninde kıymet verilen on gece vardır ki, bunlar, Hicrî-kamerî sene içerisindeki yerlerine göre [kronolojik sıra itibariyle]; 1 Muharrem ve 10 Muharrem (Aşûre) geceleri, Mevlid gecesi, Regâib ve Mi'râc geceleri, Berât gecesi, Kadir gecesi, Ramazân Bayramı gecesi, Arefe ve Kurbân Bayramı geceleridir. Böyle ayların, cemiyet hayatımızda çok özel yerleri vardır. Bu aylardaki mübârek gün ve gecelerde çocuklar, gençler, olgunlar ve yaşlılar grup grup camilere doluşurlar, büyük bir huşû içerisinde namazlarını edâ ederler. Bütün Müslümânlar birbirlerinin gecelerini tebrîk ederler, daha sonra âile büyükleri, eş-dost, akrabâ ve komşuları ziyâret ederek, büyüklerin ellerini öpüp duâlarını alırlar. Böyle gün ve geceler sevgi ve saygının artmasına vesîle olur. Yine bu aylardaki güzel âdetlerimizden biri de, yetîmler, fakîrler, garîpler ve çocukların sevindirilmeleri, yardıma muhtâç kimselere yardım ellerinin uzatılması, ictimâî yardımlaşma ve dayanışmanın tezâhür etmesidir...


İmanlı Gençlik

 

30 Mayıs 2013 Perşembe 00:01

.

BİZE imanlı gençlik lazım… Türkiyeyi imanlı gençler yükseltecektir… Eyvallah ama imanın yanına başka şeyler de ilave etmek gerekir. Tek başına imanla yücelme olmaz.

İmana neler eklenecektir?

Kur’an iman edenler ve salih ameller işleyenler diyor.

İmana dosdoğru kılınan beş vakit namaz eklenmelidir.

Beş vakit namazların farzları cemaatle kılınmalıdır.

Namazlar ihlasla kılınmalıdır.

İmanlı gençler ilmihallerini öğrenmeli ve ezberlemelidir.

İmanlı gençler, hizmet ve faaliyetlerin en önemli ve temel aleti olan yazılı, edebî, zengin Türkçeyi iyi bilmelidir.

İmanlı ama 1928’den önce yazılmış, basılmış Türkçe kitapları, atalarının mezar taşlarını okuyamıyor. Okusa bile manasını anlayamıyor. Çok eksiktir o…

İmanlı gençlik aynı zamanda yüksek ahlak ve karaktere sahip olmalıdır.

İmanlı gençliğin güçlü ve derin bir sanat kültürü olmalıdır.

İmanlı ama cami yaptırıyor, mimarlık bakımından bir facia… Ne büyük noksanlık!..

İmanlı gençlik biatli ve itaatli olmalıdır. Kime?.. Müslümanların İmamına, Emîrine, Halife-i Rûy-i Zemine….

İmanlı gençlik ilim, irfan, hikmet, fazilet yüklü olmalıdır.

İmanlı gençliğin faziletlerini, üstünlüklerini düşmanları bile takdir, teslim ve kabul etmelidir.

İmanlı ama onda Ümmet şuuru yok, hizip ve cemaat asabiyeti, militanlığı ve holiganlığı var. Vah vah…

İmanlı gençlik idealist ve muhlis=ihlaslı olmalıdır. Para, makam mevki, riyaset, dünya kemikleri ve leşleri için çalışmamalıdır.

İmanlı gençlik yeryüzünde Allahın Şahidi olmalıdır.

İmanlı gençlik Resûl-i Kibriya aleyhi ekmelüttahaya efendimizin has ordusu olmalıdır.

Salahaddin Eyyubînin yolundan giden imanlı gençlik…

İmamı Şamilin yolundan giden imanlı gençlik…

İlim, irfan, hikmet, adalet, mürüvvet, fütüvvet, şecaat, iffet heykeli imanlı gençler…

Elleri değil, ayakları öpülesi gönül yiğitleri…

Âmirine bi’l-mâruf ve nâhine ‘ani’l-münker imanlı gençler…

Nefs-i emmârelerini dizginlemiş gençler…

Büyüklerine hürmet, küçüklerine merhamet eden gençler…

İnşaallah cennetlik gençler…

Şımarıklıktan, farfaradan, zevzeklikten, her türlü aşırılıktan, ciddiyetsizlikten, hoppalık ve züppelikten uzak gençler…

Büyüklerini erbab haline getirmeyen gençler…

Fakr ile zengin gençler…

Ben demeyen gençler…

İmanlı gençler… Namazlı gençler… Cemaatli gençler… Alim, fazıl, kamil, bilge, işe yarar, nefsiyle büyük cihad yapan gençler…

Böyle gençler yetişmesi için İslam mektepleri açanları, paralel ve alternatif eğitim sistemi kuranları tebrik ediyorum. Onlar sadece Türkiyeye değil, sadece İslam dünyasına değil, bütün insanlığa ve kürre-i arza büyük hizmet etmektedir. Sa’yleri meşkûr olsun.

Bir “Kurtuluş Savaşı” masalı

Bir “Kurtuluş Savaşı” masalı
20 Mayıs 2013 Pazartesi 00:20
farukkose@yeniakit.com

Dünkü yazıda “Kurtuluş Savaşı”nın koskoca bir yalan olduğunu söyleyip detayı bugüne bırakmıştım. Sözü dolandırmadan doğrudan konuya gireceğim: Öyle yedi düvele karşı verilmiş bir “Kurtuluş Savaşı” yoktur.

Yoktur da niçin var biliniyor? Çünkü millet hakikatleri bilmiyor, hatırlamıyor. Çünkü millet, “Kurtuluş Savaşı” denilen süreç sonunda sadece “İslam Devleti”ni ve topraklarının çok büyük kısmını değil, hafızasını da kaybetti. Çünkü milletin siyasi, sosyal, kültürel, hukuki, ameli, tarihi, coğrafi ve hatta imani ve İslami hafızası silindi. Bu yüzden hakikatler hatırlanamıyor.
Şimdi okullarda okutulan “resmi tarih” kitaplarındaki bilgileri önümüze alıp bakalım.
Trakya’dan Artvin’e kadar Karadeniz Bölgesinde savaş oldu mu? Hayır.
Doğu Anadolu Bölgesinde savaş oldu mu? Hayır. İran sınırları zaten 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’dan bu yana değişmedi. Sovyetler Birliği ile olan sınırlar, savaş yapılmadan, Gümrü Andlaşması ile belirlendi. Gerçi, Kazım Karabekir komutasındaki Türk ordusunun bir harekatı olmuştu; ancak bu, işgale karşı değil, Sevr ile boşaltılan illere yeniden askerin girmesinden ibaretti.
İç Anadolu ve Akdeniz Bölgelerinde savaş oldu mu? Hayır. Hatta Trakya Bölgesi ve İstanbul bile savaş görmedi. İngilizler kendiliğinden çekilip gitti.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne gelince... Antep, Maraş, Urfa ve Adana’da yapılan savaşlar ile Ankara Hükümeti arasında hiçbir alaka yok. M. Kemal ve arkadaşları bu illerdeki savaşları organize etmiş de değil, sevk ve idare etmiş de değil. Bu illerin halkı, çoğu din alimi olan yerel önderlerin arkasında direnişe geçip, kendi savaşlarını vererek bölgelerini düşman işgalinden kurtardılar.
Gelelim Ege Bölgesi’ne... İngilizlerin desteğiyle İzmir’e çıkan Yunanlıları zaten halkın kurduğu yerel direniş cepheleri perişan etmişti. İlerleyen Yunanlılar, Ankara Hükümetinin doğrudan yönettiği askerlerle karşılaştı. Yani Ankara Hükümeti, sadece Yunanlılarla yaptığı Sakarya Savaşını yönetti. İnönü Savaşları bile şaibeli; İnönü Savaşları diye bir şeyin olmadığını iddia edenler var. Hadi o da olsun. Bu durumda ortaya çıkan hakikat tablosu şu:
M. Kemal Hükümetinin yaptığı tek savaş, Yunanlılarla savaştır. Hatta “Büyük Taarruz” bile savaş değildir; Yunanlıların çekildiği bölgelere, peşinden Türk Ordusunun girmesinden ibarettir.
Yani “Kurtuluş Savaşı” denilen şey, hepi topu bu kadar; sadece Yunanlılarla yapılan savaştan ibaret.
Şimdi bu savaşlar verildi de ne oldu, ona bakalım.
Misak-ı Milli sınırları içindeki Batum’dan ve tüm Kafkasya’dan vazgeçtik. Yine Misak-ı Milli sınırları içindeki Musul ve Kerkük’le beraber, içinde Filistin’in de bulunduğu bütün Arap topraklarını terk ettik. Hatta Hatay’ı bile... Misak-ı Milli sınırları içindeki Batı Trakya’yı ve tüm Ege Adalarını ise, “yenmek”le övündüğümüz Yunanlılara bıraktık.
Bu durumda başka bir hakikat daha ortaya çıkıyor: Kurtuluş Savaşı denen şey sadece Yunanlılarla yapılmıştı ya, o savaşın galibi de biz değiliz, Yunanlılar! Şaka yapmıyorum, hakikat öyle. Bakınız, Yunanlılar İzmir’e girdiğinde Batı Trakya ve Ege adaları bize ait değil miydi? Yunan’ı -güya- İzmir’de denize döktük de ne oldu? Batı Trakya ve Ege adaları Yunanlılarda kaldı. Yani savaştan kazançlı çıkan, savaşın galibi biz değil, Yunanlılar oldu.
Demek ki, bize “Kurtuluş Savaşı” diye yutturulan şey, aslında bir masaldan ibaret. Peki, o halde “kurtulduğumuz şey” nedir?
Osmanlı toprakları 20 milyon kilometrekareye ulaşmıştı. Birinci Dünya Savaşına girildiğinde 5 milyon kilometrekare eldeydi. Yani Sevr kabul edilmediğine göre, Lozan Andlaşması için oturulduğunda, topraklarımız 5 milyon kilometrekareye yakın iken, geriye 783 bin kilometrekare kaldıysa bu, 4 milyon kilometrekarelik toprak kaybı demek değil mi? Eğer kurtulmak buysa, Filistin’den, Bağdat’tan, Şam’dan, Kahire’den, Trablus’tan, Hicaz’dan, Kafkasya’dan, Ege adalarından vb. kurtulmuş olduk. Yani aslında kurtulmadık; yıkıldık, parçalandık.
Şimdi şöyle bir kurgu yapalım. Eğer “kurtarıcılarımız” bizi kurtarmasalardı da, işgal altına girseydik ne olurdu?
İşgalciler Hilafet’i kaldırırlardı. Kur’an hükümlerini hayattan uzaklaştırır, Kur’an’ı yasaklar, ayaklar altına alırlardı. Rasulallah’ın önderliği kalmazdı. Bazı camilerimiz yıkılır, satılır, başka amaçlarla kullanılırdı. Ezanımız yasaklanırdı. Dilimiz, alfabemiz değişirdi. Kültürümüz, geleneğimiz terk edilirdi. Kadınlarımızın tesettürü açılır, kılığımız-kıyafetimiz yasaklanırdı. Ahlâkımız, sosyal yapımız bozulurdu. İslam siyasal, sosyal, hukuki, iktisadi ve benzeri alanlarda hayattan uzaklaştırılırdı.
Yerine ne gelirdi? İslam Hukuku yerine Avrupalıların hukuku, İslami yaşantının yerine Avrupalıların yaşantısı getirilirdi. Kur’an İncil’e, cami kiliseye, imam papaza benzetilirdi. Devlet Laikleştirilir, insan dinsizleştirilirdi. Vs. vs.
Peki, kurtulduk da ne oldu?
Zaten tam da bunlar oldu. Hilafet’ten kurtulduk. Kur’an’dan kurtulduk. İslam hukukundan, Şeriat’tan kurtulduk. Kültür ve geleneklerimizden kurtulduk. Kılık kıyafetimizden kurtulduk. Alfabemizden kurtulduk. İslam’dan kurtulduk! Özgürlük bilincinden, İslam kardeşliğinden, Ümmetin diğer toplumlarından kurtulduk. İşgalcilerin kanatları altında bir başımıza kaldık.
İşgalciler kalsaydı bundan kötüsü olmayacaktı. Demek ki işgalciler, zaten istediklerini elde etmeyi garantiledikleri için gitmişler.
Sahi, bunun neresi kurtuluş?


Şiir

----------------------------------------------------------------------------------------------------

İslam Şeriatı
Mehmet Şevket Eygi
25 Nisan 2013 Perşembe 01:00
İSLAM dininin bir Şeriatı vardır. Bu Şeriat Kur’andan, Sünnetten, icmâ-i ümmetten çıkartılmış hükümlerdir. Şeriat kutsaldır. Ben Müslümanım ama Şeriatı istemiyorum demek saçmalıktır, çelişkidir.
Namaz, oruç, zekat, hac hükümleri Şeriattır.
İslamın muamelatla ilgili hükümleri Şeriattır.
Ukubat ile ilgili hükümlerdi Şeriattır.
Ahkam-ı sultaniye ile ilgili hükümleri Şeriattır.
Nikah, talak, arazi, miras hükümleri vardır Şeriatta.
Bendeniz bir mümin, bir Müslim, bir muvahhid olarak elbette Şeriat taraftarıyım.
Mecelle-i Ahkam-ı Adliye, Şeriattan çıkartılmış bir kanundur.
Ülkemizde artık din, inanç, düşünce hürriyeti var.
Yasal faaliyet gösteren bir Türkiye Komünist Partisi var.
Komünistler hür olacak ama çoğunluktaki Sünnî Müslümanlar hür olmayacak, olur mu böyle eşitsizlik…
Bugün yeryüzünde üç çeşit hukuk sistemi vardır. (1) Kara Avrupası hukuk sistemi… (2) İngiliz hukuk sistemi… (3) İslam hukuk sistemi…
Bu memleketin yakın tarihinde çoğunluğun temel insan hakları ayaklar altına alınmıştır.
On binden fazla cami, mescid, tekke, medrese, taş mektep ve sair vakıf binası yok edilmiş, satılmış, kiraya verilmiş, amacından başka işlerde kullanılmıştır.
Üsküdar Bülbül Deresindeki Dönmeler mezarlığına ilişilmemiştir ama binlerce tarihî İslam mezarlığı ve haziresi düzlenmiş veya büyük ölçüde tahrip edilmiştir.
Medreseler ve tekkeler kapatılmış, Ezan-ı Muhammedî okumak yasaklanmış, okuyanlara cani muamelesi yapılmış, en tabiî ve mâsum dinî hizmet ve faaliyetler suç sayılıp failleri ağır ceza mahkemelerinde yargılanmış, zindanlara atılmış, sürgünlere gönderilmiştir.
Artık o kara günler geride kalmıştır ama şirret egemen azınlıkların baskıları ve tehditleri devam etmektedir.
Lafı eveleyip gevelemeden söyleyeceğim… Sünnî Müslüman çoğunluk en az Marksistlere verilen kadar hürriyet istemektedir.
Haksız yere kapatılmış olan İslam Medreseleri tekrar açılmalıdır.
Tasavvuf tekkeleri tekrar açılmalıdır.
Müslümanların başlarına ehliyetli ve liyakatli bir İmam seçmelerine ve bu zata biat ve itaat etmelerine izin verilmelidir.
Şeriata bağlı olmak, Şeriat istemek suç sayılmamalı, tercihlerini Şeriattan yana koyan vatandaşlar tehdit edilmemelidir.
Bendeniz bir Müslüman olarak en büyük alçaklığın din sömürüsü olduğunu açıkça ve defalarca yazmışımdır ama din istismarı yapılabilir diye çoğunluğun en temel, en tabiî haklarının kısıtla
nmasını, ayaklar altına alınmasını asla kabul edemem.


Aşure gününde olan olaylar


M. Emin Parlaktürk 

parlakturk@yahoo.com                                                                         22.12.2012 

 

Yönetici İlkeleri

 

"Yöneticiliğin kitabı yoktur" derler ama, yine de "iyi bir yönetici nasıl olur?"

sorusuna ciltler dolusu kitaplar yazılmıştır.

Bir önceki yazımızda, eski bir valinin kaymakamlık kursunda verdiği bir derste;

"iyi bir kaymakam olmanın olmazsa olmaz üç şartı" olarak saydığı özellikler,

bazı okuyucularımızın dikkatini çekmiş.

Ne devlete ne halka ne de mesleğe hiç katkısı olmayan bu gayr-ı ahlaki özelliklere

mukabil, yöneticilerde bulunması gereken özelliklerin ne olduğunu bizim

saymamızı isteyenler oldu. Bu yazımızda da, onların taleplerini yerine getirelim

istedik.

Kamuda, resmi ve özel sektörde görev yapan yöneticilerde hangi özellikler

bulunmalı, birkaç maddede sıralamaya çalışalım.

Bu sıralayacağımız özellikler sadece kaymakamlar için değil, tüm resmi, idari, mülki,

askeri erkan için geçerli olduğu gibi, özel sektörde görev yapan yöneticiler için de

geçerlidir.

1-Yönetici ahlaklı olmalı: İş ve meslek ahlakına bağlı, evrensel ve fıtri ahlak ilkelerine

ve vicdani muhasebeye sahip olmalıdır.

2-Esnek uzman olmalı: Günümüz dünyasında sadece bir konuda uzman olmak

yetmiyor, hayatı ve dünyayı ilgilendiren diğer konularda da yeterli bilgi sahibi olmalı

ve bilgisini geliştirip zenginleştirmelidir.

3-Küresel, evrensel olmalı: Gelişen dünyada kendi kabuğuna çekilmek, yenilgiyi

kabul etmektir. Yönetici, birden fazla dil bilmeli, ufku geniş ve farklı düşüncelere açık

olmalıdır. Bilgi ve hikmeti yitik malı gibi görmeli, nerede bulursa ondan yararlanmaya

çalışmalıdır.

4-Vizyon sahibi olmalı: Bulduğu gibi yönetmek, sıradan yöneticiliktir. Vizyoner yönetici;

yenilikçi, üretken ve etkilidir. Bir günü diğerine eşit olmayan atılımlarla organizasyon-

larını geleceğe göre düzenler.

5-Akıllı ve sağduyulu olmalı: Yönetici; dayatmacı değil, uyumlu ve uzlaşmacıdır. Aklını;

çalışmak, verimlilik, güvenilirlik ve istekli olmaya dayanan sağduyu ile destekler.

Daima olumlu ve iyi niyetlidir.

6-Bilgisayar ve teknolojiye aşina olmalı: Enformasyon teknolojisini bilmeyen, internet

dünyasından ve sosyal medyadan habersiz bir yönetici, eskilerin okur-yazar olmayanı

gibidir. Çevresine karşı kör ve sağır kalır, problemlere çözüm üretemez.

7-Ekip lideri ve takım oyuncusu olmalı: Başarıda ekip çalışması şarttır. Herkes, bu ekibin

 oyuncusu olduğunu bilmeli, ortak akla hizmet etmeli, ama lider/yönetici; hem takım

oyuncusu hem de yönetici kaptan olarak görev yapmalıdır.

8-Girişimci olmalı: Yönetici daima yön veren, yönlendiren, işleri başlatan kişidir. Pasif,

ürkek ve korkak değil, aktif, cesur ve ataktır.

9-İnsan ilişkileri iyi olmalı: Yönetici; hangi işi yaparsa yapsın, her zaman insanlara

muhataptır. Bu sebeple insanlarla ilişkileri hep iyi, sürekli ve istikrarlıdır.

Kısaca özetlediğimiz bu özelliklere, insan kişiliğini ve bilgisini geliştiren, devleti

ilerletip yücelten ve halkın maddi/manevi refahını yükselten daha başka maddeler

de eklenebilir.

Ancak bunların içine, CHP zihniyetli emekli Vali'nin dediği gibi; ne "pik enpas'ı

tutturmak", ne "elinden rakı kadehini düşürmemek", ne de "iyi zamparalık yapmak",

bir özellik olarak sayılabilir! Aksine, bu üç özellikle ancak şahsiyetler sefalete,

devletler felakete, halklar da cehalete sürüklenirler! Bunun dışında bir sonuç ortaya

çıkmaz!

Allah'a hamdolsun ki, bu zihniyetin iz ve tesirleri yavaş yavaş silinmekte, yerini

yukarıda sayılan özelliklere sahip bir nesil almaktadır.

Ülkemiz, bu yeni neslin omuzlarında yükselecek ve inşallah bu nesille büyük Türkiye

yeniden inşa edilecektir.

twitter.com/parlakturk
facebook.com/vaktulemin